Yazı Detayı
26 Ekim 2020 - Pazartesi 00:04
 
Kürt Sinemasına Giriş
Fatih Suruç
fth_src@hotmail.com
 
 

Sinemaya olan ilgim çocukken başlamıştı. Beyaz perdede izlediğim ilk film beni etkilemişti. Ben de sinema yapacağım demiştim. Kendi yaşadığım toplumun gerçekçi hikâyelerini yazıp kendim yönetmeliydim.

Bazı yönetmenlere karşı hayranlığım vardı ve onlar sürekli takip ediyordum. İstanbul’da özel bir eğitim merkezinde sinema eğitimi almaya başladığımda takip ettiğim yönetmen filmlerinin anılmaması beni şaşırmıştı. Sonrasında öğrendim ki ana akım sinema filmleri tarihte yer almıyor. Tarih sadece bağımsız filmlerden söz ediyor. Bu bağlamda hocamız bize hangi yönetmenleri sevdiğimizi sorduğunda bende ilk olarak Yılmaz Güney’i söyledim. Hocamız onu sayma demesi beni şaşırttı. Ön yargılı olduğunu düşündüm. Sonrasında yaptığı açıklama şöyleydi, “Yılmaz Güney zaten bir efsane ve herkes tarafından kabul edilen bir yönetmendir. Ben sizden başka isimler duymak istiyorum" demişti.

O güne kadar sadece ana akım ve Türk sinemasını takip ediyordum. Sonrasında hocamın Yılmaz Güney çıkışı beni etkiledi ve Yılmaz Güney’le birlikte Kürt sinemasını araştırmaya başladım.

Öncelikle Türk sinemasında çekilen Kürt filmlerini öğrendim. Yılmaz Güney’le başlayıp birçok yönetmenin yaptığı Kürt yapımı filmler Türk filmi olarak geçiyordu. Bunun sebebi o dönem Kürtçe konuşmanın yasak olması ve Kürt sinema oluşumunun yeterli seviyede olmamasıydı.

Örnek verecek olursam, Yılmaz Güney’in “Sürü, Yol, Umut…” Erden Kıral’ın “Hakkari'de Bir Mevsim”, Yeşim Ustaoğlu’nun “Güneşe Yolculuk”, Handan İpekçi’nin “Büyük Adam Küçük Aşk” filmleri gibi… Sonrasında İranlı Kürt Yönetmen Bahman Ghobadi ve Iraklı Kürt Yönetmen Hiner Saleem'in filmleriyle Kürt sinemasını araştırmaya ve anlamaya başladım.

En büyük hayalim sinema yapmak ve kendi ana dilim olan Kürtçe ile çekmektir. Şimdilik kısa bir tanım ve bir kitaptan alıntı ile yazıyı bitiriyorum devamı haftaya…

Kürt sineması, ilk kez 1926 yılında Ermenistan’da çekilen Zare filmiyle başladı ve 2000'li yıllarda yükselişe geçti.

Kürtler ancak 21. yüzyılda kendi kimlikleri ve dilleriyle sinema yapmaya başladılar; sinema sanatının bir yüzyılı devirdiği, bütün ülke sinemalarının öyküde tekrarı yaşadığı bir yüzyıldan sonra. Kürt sinemasının her geçen gün uluslararası festivallerde daha çok filmle temsil edilmesi, Yılmaz Güney gibi bir efsanenin ardından Bahman Ghobadi ve Hiner Saleem'in kazandıkları ödüller, Kürt gençlerinin sinemaya yönelmesini sağladı. Sinema Kürtler için neredeyse en önemli 'kendini anlatma' aracına dönüştü. Bu kapsamıyla Kürt sineması, sınırlar içerisindeki kayıp bir ülkenin, kaybolmuş bir sineması olmaktan kurtulamıyor. Yine de umutla ve inatla çekilmeye girişilen Kürt filmleri, çeşitli tarihsel, siyasal ve ekonomik sebeplerle içine kapanmış/kapanmak zorunda bırakılmış bir halkın artık dışarıya ses vermesini, dışarıya açılmasını temsil etmektedir. (Kitap: Kürt Sineması: Yurtsuzluk, Sınır Ve Ölüm)

 
 
 
Etiketler: Kürt, Sinemasına, Giriş,
Yorumlar

Bizim Gazete
Yazarlar
Arşiv
Haber Yazılımı