Çekdar Orhan’ın sosyal medya hesabından yaptığı açıklama şöyle: “Bugün bu satırları kaleme almak, hayatımın en zor ama aynı zamanda en kaçınılmaz anlarından biri. Hakkımda ortaya atılan asılsız iddialar karşısında gerçeği ilk ağızdan halkımla ve taraftarımla paylaşmayı bir borç biliyorum. Bu açıklama, maruz kaldığım haksızlıklara karşı vicdanımın ve onurumun sesidir.
Ben Çekdar Orhan. 1. Lig'deki konforumu geride bırakıp, yalnızca aidiyet duygum nedeniyle 2. Lig'deki Amedspor'uma geri döndüm. Bu süreçte ağır bedeller ödedim, defalarca ırkçılığa maruz kaldım. Bursa deplasmanında canımıza kastedildiğinde sahada yalnızca futbol oynamıyor, adeta bir varoluş mücadelesi veriyorduk. Tüm bunlara rağmen kulübüme sırtımı dönmedim. Çünkü Amedspor benim için sadece bir futbol kulübü değil; adalet için atan milyonlarca yüreğin ortak değeridir.
Bu takımı hep birlikte Süper Lig'e taşıdık. Ancak ne acıdır ki yıllarca dışarıda maruz kaldığım ötekileştirmenin benzerini bugün kendi evimde yaşıyorum.
Kırgınlığım camiama ya da taraftarımıza değildir. Kırgınlığım, bugün kulübü yöneten sorumlularadır.
Bu kulübü her şeyden çok seviyorum. Bana bu süreci yaşatanlara ise hakkımı helal etmiyorum. Bu açıklamayı başta Futbol Şube olmak üzere Mustafa Altın'a, Nedim Şimşek'e ve Başkan Nahit Eren'e yönelik yapmak zorunda kalıyorum.
KAMP SÜRECİ VE PERDE ARKASINDA YAŞANANLAR
Son günlerde birçok kişi bana neden kampta olmadığımı, bunun maddi sebeplerden kaynaklanıp kaynaklanmadığını soruyor. Gerçek ise bambaşkadır.
Kamp başlamadan yaklaşık bir hafta önce, kulübümüzde Futbol Şube Sorumlusu olarak görev yapan Mustafa Altın beni aradı. Yönetimin beni hazırlık kampına götürmeme kararı aldığını ve kendime yeni bir kulüp bulmam gerektiğini söyledi.
Geçerli sözleşmesi bulunan profesyonel bir futbolcu olarak bu sözler karşısında büyük bir şok yaşadım. Elbette teknik direktör beni istemeyebilir; buna saygı duyarım. Ancak bu konuşmadan sonra aklıma, sezon bitmeden birkaç ay önce yaşanan bir olay geldi. O dönem yönetimde dahi olmayan Nedim Şimşek, başkalarının da bulunduğu bir ortamda bana şu sözleri söylemişti:
"Seneye sakın burada kalma. Hemen kendine bir takım bul. Bunlar seni kampa da çağırmayacak, taraftarın gözünde kötü duruma düşürüp gönderecekler."
O gün bu sözleri önemsememiştim. Ancak yaşananlar bana bu konuşmayı tekrar hatırlattı.
Ben başından beri çözüm arayan taraf oldum. Kulüpten tek talebim adil ve şeffaf bir yol izlenmesiydi. Profesyonel futbolda yollar ayrılabilir; buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak bunun saygı çerçevesinde yapılması gerekir.
Kendilerine, "Kampa geleyim, formumu koruyayım, hazır olayım." dedim. Çünkü herkes bilir ki bireysel çalışan bir futbolcunun transfer olmasıyla, kampta takımla çalışan bir futbolcunun transfer olması arasında büyük fark vardır. Eğer gerçekten kulübün menfaatleri düşünülseydi, benim hazır olmam hem transferimi kolaylaştıracak hem de kulübe bonservis geliri sağlayacaktı. Ancak Mustafa Altın bana açık bir şekilde:
"Kimseyi arama. Tüm yetki bende. Bize 15-20 milyon lira getir, o zaman serbestsin." ifadelerini kullandı.
Bunun üzerine diğer Futbol Şube Sorumlusu Nedim Şimşek'i aradım ve yaşananları anlattım. Bana verdiği cevap ise şuydu:
"Çekdar, lütfen beni bu işlere karıştırma. Ben bu konu yüzünden yöneticilerle yeterince tartıştım. Git derdini yönetime anlat."
Buna rağmen hakkımı aramak için yedi-sekiz yöneticiyle görüştüm. Ancak herkes sorumluluğu birbirine attı, hiç kimse net bir cevap vermedi. Yaklaşık yirmi gündür büyük bir çaresizlik içerisinde bırakıldım. Bugün dahi yöneticileri ve futbol şubesini aramama rağmen karşıma tek bir muhatap çıkmadı.
İlk telefon görüşmemizde Mustafa Altın bana Almanya'da olup olmadığımı sormuştu. Almanya'da olduğumu söyleyince, bulunduğum yerde tek başıma çalışmamı ve yeni kulüp bulana kadar bu şekilde devam etmemi istedi.
Daha sonra yapılan görüşmelerin ardından ise takım kamptayken, 01.07.2026 tarihinde ilk kamp etabına son derece onur kırıcı bir şekilde davet edildim. Bana, "Eğer ilk kamp döneminde transfer olmazsan, 1 Ağustos'ta Diyarbakır'da görüşürüz. Antrenmanı sahanın kenarında oturup izlersin." denildi.
İki şampiyonluk yaşamış bir futbolcuya uygulanan bu yaklaşımın, beni yalnızlaştırmayı ve dışlamayı amaçlayan sistemli bir mobbing olduğunu düşünüyorum.
SPORTİF BASKILAR VE KİMLİĞİM ÜZERİNDEN YALNIZLAŞTIRILMAM
Takımdan gönderilmek istenmemin yalnızca sportif performansımla ilgili olmadığını düşünüyorum.
Sezon içerisinde attığım bir golden sonra, gündemde yaşanan olaylara karşı tamamen insani bir tepki olarak kadınlara yönelik şiddeti protesto etmek amacıyla yaptığım "saç örme" gol sevincinin ardından bana yönelik tavırların değiştiğini hissettim.
Amacım yalnızca kadınlara yapılan zulme karşı durduğumu göstemekteydi. Ancak o günden sonra sistemli biçimde yalnızlaştırıldığımı düşündüm.
Bir futbolcu için oynamamak, sahadan uzak tutulmak tarif edilmesi zor bir duygudur.
Teknik direktörümüz performansından memnun olmasına ve formayı hak etmeme rağmen sürekli forma şansı bulamıyordum. Buna karşılık benim bölgemde oynayan bir futbolcu, on gün antrenmana çıkmamasına rağmen ilk on birde sahaya çıkıyordu.
Beni en çok yaralayan da buydu.
Hocamla yaptığım özel görüşmede, beni oynatmak istemesine rağmen yönetim kurulunun bu konuda baskı yaptığını ve oynatılmamam yönünde kendisine telkinde bulunulduğunu öğrendim.
Ayrıca devre arasında Başkan Nahit Eren'in soyunma odasına girerek, devre arasında transfer edilen futbolcunun oynatılması için hocaya, "Çekdar'ı oynatma, yeni gelen oyuncuyu oynat." dediğini öğrendim.
Yine başkanın, takım arkadaşlarımın yanında, "Çekdar yerine şu oyuncu oyuna girse daha iyi olmaz mı?" şeklinde ifadeler kullandığını duydum.
Aslında sezon içerisinde tüm bunları kamuoyuyla paylaşmayı düşündüm. Ancak takım arkadaşlarım, şampiyonluk yarışında olduğumuzu hatırlatarak bana, "Sezon bitsin, sonra ne yapmak istiyorsan yap. Arkandayız." dediler.
Ben de Amedspor'un şampiyonluğu zarar görmesin diye sustum.
YALNIZLAŞTIRILAN DİĞER EVLATLARIMIZ: VEYSEL SAPAN
Bu yaşananlar yalnızca benimle sınırlı değildir. Mevcut kampta bulunan kalecimiz Veysel Sapan'ın da benzer, hatta daha ağır haksızlıklara maruz kaldığını öğrendim. Kampın en iyi fiziksel ve atletik test sonuçlarından birine sahip olmasına rağmen kendisine aniden yeni bir takım bulması gerektiği söylendi. Üstelik bu vefasızlık yeni de değildi. Şampiyonluk kutlamalarımıza dahi davet edilmedi, kulüpten dışlandı.
Kiralık gönderilme sürecinde de önüne sayısız engel çıkarıldı. Erzurum maçından aldığı ceza devam ederken göreve gelen Nahit Eren'in, kendisine:
“Sen zaten kavga ettin. Bize hiçbir faydan olmadı. Tüm alacaklarından vazgeçip öyle gideceksin.” şeklinde ifadeler kullandığını öğrendim.
Veysel'in saha içinde yaptığı bazı davranışları profesyonellik açısından doğru bulmayabilirim. Ancak o çocuk, Amedspor sevgisini profesyonelliğinin önüne koyduğu için hata yaptı. En azından kendi kulübü tarafından sahiplenilmeyi hak ediyordu. Daha da acısı, ameliyat masasından yeni kalkmış, hastane odasında tedavi görürken kendisine kulüpten gönderileceğinin söylenmesiydi. Bir futbolcuya en zor gününde bunu yaşatmak hangi vicdana, hangi Amedspor kültürüne sığar?
VEFASIZLIK
Takım kötü sonuçlar aldığında, taraftarımız tepki gösterdiğinde yönetim her defasında bana gelerek: “Çekdar, lütfen sen git, taraftarla konuş.” diyordu.
Ben de bu halkı sevdiğim, taraftarımıza karşı kendimi sorumlu hissettiğim için her seferinde öne çıktım. Bugün gördüğüm muamele ise tam anlamıyla vefasızlıktır. Kulüp içerisinde çok ciddi yanlışlar yaşandığını düşünüyorum.
Yönetim Kurulu tarafından takım arkadaşımız Oktay Aydın'ın evine haciz gönderildiğini, bazı futbolcuların şampiyonluk primlerinin dahi ödenmediğini biliyorum. Sahada kazanılan şampiyonluğun arkasında ne yazık ki ciddi hak kayıpları yaşanmaktadır.
Bugüne kadar Amedspor forması giymiş birçok yurtsever futbolcu benzer haksızlıklara maruz kaldı. Bu halkı sonradan sahiplenen insanlar el üstünde tutulurken, bu toprakların öz evlatlarına çoğu zaman üvey evlat muamelesi yapıldı. Bu süreçlerin en önemli tanıklarından biri de Deniz Naki'dir. Ben bu kulübe yıllarımı verim. Yeni neslin Amedsporlu olması için sokak sokak, saha saha emek verdim. Hiçbir zaman bu kulübe, bu armaya ve arkamdaki milyonlarca insana ihanet etmedim. Saygısızlık yapmadım. Sevgimi de hiçbir gün eksiltmedim. Eğer bana yapılanların yarın başka genç futbolculara yapılmayacağını bilseydim, inanın susardım. Ancak kendilerini kulübün ve halkın üstünde gören anlayış beni bugün bu açıklamayı yapmak zorunda bıraktı. Çekdar Orhan'ın bu kulüpte kalıp kalmaması önemli değildir. Önemli olan, bu halkın çocuklarının taşıdığı aidiyet duygusunun ve Amedspor ruhunun yaşatılmasıdır. Umarım yarın bu kulüpte görev alacak dürüst insanlar, benim ve takım arkadaşlarımın yaşadığı haksızlıkları yaşamaz.
Şuna yürekten inanıyorum: Bugün bu kapının dışına itilmek istenen yalnızca Çekdar Orhan değildir. Asıl uzaklaştırılmak istenen, bu kulübün temelini oluşturan fedakârlık, aidiyet ve mücadele ruhudur. Fakat unuttukları bir gerçek var.
Bizi bu kulüpten uzaklaştırmaya çalışabilirler; ama bu ruhu taraftarımızın yüreğinden söküp atamazlar. Kulübün içini boşaltmak isteyenlere karşı en doğru cevabı, bu takımı var eden cefakâr halkımız ve büyük Amedspor taraftarı verecektir.
Eksik olmayın.
Başım gözüm üstüne.
Saygılarımla”





