CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nde düzenlenen basın toplantısında Diyarbakır’ın güncel sorunlarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
Dicle Üniversite’ndeki sorunlara da değinen Tanrıkulu, üniversitesi yönetiminin 32 köyün ulaşımını sağlayan yolun kapatılması ile oluşan mağduriyeti, tekil bir taciz iddiasının gerekçe gösterilmesini, üniversitenin kentle iç içe geçmiş konumuna rağmen akılcı planlama yapılmamasını, yönetimde yaşanan istifaların arka planının belirsizliğini, mobbing ve ihale süreçlerine ilişkin iddiaları, hastane yatırımları gibi konularda şeffaf olunmasını ve tüm bu konularda üniversite yönetimine çağrıda bulundu.

Tanrıkulu’nun açıklamalarının tamamı şöyle:
“Diyarbakır’da, özellikle Dicle Üniversitesi’ne ilişkin uzun süredir devam eden sorunlar var. Üniversite yerleşkesi içinden geçerek köylere ulaşımı sağlayan bir yol bulunuyor. Bu yol, nedense kimseye danışılmadan, tamamen üniversite yönetiminin kendi kararıyla ve açıkça bir kamu malına zarar verecek biçimde tahrip edilerek kapatıldı.
“DİCLE ÜNİVERSİTESİ BİR KRALLIK DEĞİLDİR”
Dicle Üniversitesi bir krallık değildir; otonom bir bölge hiç değildir. Şehirleşmeyle birlikte artık kentin ortasında kalan bir alandan söz ediyoruz. Dolayısıyla buranın doğru ve akılcı biçimde planlanması gerekir. Bu yolu doğrudan kullanan 32 köy var. Daha önce 15 dakikada kente ulaşabilen yurttaşlar, şimdi 45 dakikada ulaşabiliyor. Gidiş gelişte ciddi bir zaman ve mesafe kaybı yaşanıyor. Peki bu yol neden kapatıldı? Gerekçe olarak bir taciz iddiası öne sürülüyor. Oysa taciz ne yazık ki Diyarbakır’da da, Türkiye’nin her yerinde de yaşanabilen bir suçtur. Tekil bir iddiayı gerekçe göstererek 32 köyün tamamını mağdur etmek ne doğru bir yaklaşımdır ne de doğru bir yönetim anlayışıdır. Taciz eden biri varsa, bu bireysel bir suçtur; faili yakalanır, hem toplumsal çevresi hem de yargı gereken en ağır cezayı verir. Bu cezayı, Dicle Üniversitesi yolunu parçalayarak, duvar örerek vermek mümkün değildir. Böyle bir anlayış kabul edilemez. Unutulmamalıdır ki; Dicle Üniversitesi inşa edildiği dönemde, 1970’lerde ilk kamulaştırmalar yapıldığında, şehirden uzak, hatta köprü bağlantısı dahi olmayan bir alandaydı. Bugün ise hem arkasında yoğun yerleşim alanları bulunan, hem kentle iç içe geçmiş hem de kırsal yerleşimlerle bağlantılı bir konumdadır.
İSTİFALAR VE MOBİNG İDDİALARI
Rektör yardımcısının istifası, başhekimin istifası… Bunlar gerçekten istifa mı, yoksa istifaya zorlanma mı? Arka planda ne oluyor? Mobbing mi var, ihale süreçleriyle ilgili sorunlar mı var, yoksa ciddi bir yönetim zafiyeti mi söz konusu? Bunların kamuoyuna açıklanması gerekir. Bizim bildiklerimiz, duyduklarımız var; henüz paylaşma olgunluğuna gelmedi. Dicle Üniversitesi’nin yönetim anlayışı şeffaf olmak zorundadır. Yapılan ihalelerin hangi yöntemle, kimlere, nasıl verildiği açıkça ortaya konulmalıdır.
YENİ HASTANE VE ŞEFFAFLIK ÇAĞRISI
Özellikle yeni hastane inşası konusunda da kamuoyunun net bilgilendirilmesi gerekir. Sayın Valinin de açıkladığı gibi, mevcut hastane binasının yenilenmesi ve yeni, 800 yataklı bir hastanenin yapılması ihtiyacı açıktır.
Ancak bu süreç tamamlanana kadar Dicle Üniversitesi bir araştırma hastanesi ve bölge hastanesi olarak görevini eksiksiz yerine getirmelidir. Tüm bu başlıklarda, Dicle Üniversitesi Rektörlüğü’nün ve idari birimlerinin şeffaf, açık ve hesap verebilir biçimde kamuoyunu bilgilendirmesi şarttır.”




