Bir zamanlar Diyarbakır'ın merkez Sur içerisindeki taş evlerinde, kapılar adeta konuşurdu. Her tokmak sesi, evin içindekilere gelen kişinin kim olduğu, niyetinin ne olduğu ve hatta ne kadar süreliğine geldiğine dair önemli ipuçları verirdi.
Kadınların ve erkeklerin kullandığı farklı tokmaklar, ev sahibinin evde olup olmadığı, misafirin uzaktan mı yakından mı geldiği gibi bilgiler, herhangi bir söze ya da telefona gerek kalmadan sadece tokmağın çıkardığı ses tonu ve vuruş ritmiyle anlaşılırdı. Kapılar bile o dönemde edepli, ölçülü ve zarif bir iletişim aracıydı.
SESSİZLİĞİN HÜKÜM SÜRDÜĞÜ, KOMŞULUĞUN BİTTİĞİ MODERN APARTMANLAR
Günümüzde ise bu sıcak ve anlamlı iletişim yerini sessizliğe bıraktı. Parmak izi sistemleri, elektronik paneller ve kartlı geçişler gibi teknolojik çözümler kapıları açsa da, gönüller arasındaki bağları kurmakta yetersiz kalıyor. Eskinin tokmakları bir topluluğun samimiyet dilini yansıtırken, şimdinin dijital sistemleri bireyselliğin, mesafenin ve yabancılaşmanın sembolü haline geldi.
Bir zamanlar kapınızı çalan bir komşunuz ya da akrabanız, sadece bir ziyaretçi değil, aynı zamanda bir bağ kurmaya gelen biriydi.
Şimdi ise aynı apartmanda yaşayan komşular arasında bile bir selamlaşma, bir hal hatır sorma geleneği kayboldu. Tek tonlu zillerin monotonluğu, asansör sesleri ve kapı ardından gelen "kim o?" sorusu, ilişkisizliğin acı bir özetini sunuyor.
MİMARİ DEHADAN YALNIZLAŞAN HAYATLARA
Diyarbakır'ın geleneksel evleri, sadece mimari yapılar değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesini temsil ediyordu. Avlulu düzenlemeler bir araladığı, kapı tokmakları iletişimi, yüksek duvarlar ise mahremiyeti sağlardı.
BUGÜN TÜM EVLER AYNI
Ancak modern apartmanların soğuk merdivenlerinde ne mahremiyet kaldı ne de sesin bir anlamı. Tokmaklarda yer alan aslan başı, kadın yüzü, horoz gagası gibi özgün detaylar, her evin bir kişiliği olduğunu gösterirken, bugün tüm daireler aynı gri kapılarla örtülerek kimliksizleşti.
KİMSEYİ BEKLEMİYORDUK?
"Bir zamanlar 'ev' olmak için ses gerekiyordu; şimdi sadece açılmak için kod yeterli" denilen bu dönüşüm, sosyal dokuyu da derinden etkiledi. Eskiden bir tokmak sesiyle ev halkı heyecanla ayağa kalkar, gelenin kim olduğu anlaşılır, hazırlık yapılırdı. Bugün ise kapı çalındığında önce bir panik yaşanıyor: "Kimseyi beklemiyorduk?" Modern hayatın getirdiği yalnızlaşma, beklenmeyen ziyaretleri ayıp sayılan bir alışkanlığa dönüştürdü.
BİR KOMŞU PENCEREDEN ÇAYA BEKLERİM DEMİYOR
Bir tokmak artık çınlamıyor, bir komşu pencereden "çaya beklerim" demiyor. Çünkü eski evler gibi, eski alışkanlıklar da yıkıldı. Kapılar hala açılıyor, ama içeriye sıcaklık değil, sadece derin bir sessizlik giriyor.