Diyarbakır Büyükşehir Eşbaşkanı Serra Bucak’ın açıklaması şöyle: “Bir şehrin dili, yalnızca kelimelerden ibaret değildir. O dil, bir halkın hafızasıdır; annesinin ninnisi, çocuğunun ilk sözü, sokağının sesi, geçmişten geleceğe uzanan yaşam damarlarıdır. İnsan, daha anne karnındayken kendi dilinin ezgisiyle buluşur. Bu nedenle söz konusu bizim kentimiz ve bölgemiz olduğunda “anadil” demek kadar, “dillerimiz” demek de doğrudur.

Çünkü burası, Süryaninin Mardin sokaklarında Süryanice, Arap’ın Arapça konuştuğu; Dersim’de, Diyarbakır’da Zazacanın kulaklara değdiği bir coğrafyadır. Bu diller burada dün ortaya çıkmadı. Binlerce yıldır bu topraklarda yaşıyor, bu toprakların hafızasını ve ruhunu taşıyor.

Binlerce yıllık köklere sahip bu diller, Türkiye’nin ve bu coğrafyanın eksikliği değildir. Tam tersine, en büyük zenginliğimiz, en güzel renklerimizdir. Bir dilin yaşamasından neden korkulsun? Bir halkın kendi diliyle konuşmasından neden tedirgin olunsun? Bu dillerin yaşaması, yalnızca o dilleri konuşanların değil, hepimizin ortak kazanımıdır.

Yerel yönetimler halka en yakın yönetim birimleridir. Halkla kendi dilinde buluşmak; temel iletişimde, gündelik hizmetlerde ve kamusal yaşamda bu dilleri yaşatmak; kentin sosyal ve kültürel politikalarına, hizmet anlayışına ve yönetim pratiğine taşımak kadar doğal bir şey olamaz.

Bu ayrıştırmaz; aksine birleştirir. Çünkü insanın kendi diliyle görülmesi, duyulması ve anlaşılması, eşit yurttaşlığın en temel koşullarından biridir.

Türkiye’nin resmî dilinin Türkçe olduğu bize yüz yıldır söyleniyor. Buna karşı çıkan da yok. Ancak Türkçenin varlığı, bu topraklarda konuşulan diğer dillerin yok sayılmasını gerektirmez. Türkçe bu ülkenin bir dilidir; Kürtçe, Zazaca, Süryanice, Arapça ve bu coğrafyada yaşayan diğer diller de bu ülkenin toplumsal, kültürel ve tarihsel zenginliğidir.

Bir dili yaşatmak, başka bir dili yok etmek değildir. Bir dili özgürleştirmek, diğerine düşmanlık değildir. Asıl ayrımcılık, bu toprakların dillerinden birini makbul sayıp diğerlerini susturmaktır.

Biz, yüz yıldır inkâr ve asimilasyona mahkûm edilmeyi kabul etmedik, etmiyoruz. Dillerimizin susturulmasına, kültürlerimizin görünmez kılınmasına, halkların kendi kimliğiyle yaşamasının engellenmesine razı olmayacağız.

Biz dillerin kardeşliğini savunuyoruz. Dillerin kentlerimizde, yaşamlarımızda ve sokaklarımızda var olmasını; görünür olmasını, özgürce konuşulmasını, yaşamasını ve gelişmesini istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki eşitlik, yalnızca aynı haklara sahip olmak değil; herkesin kendi diliyle, kendi kimliğiyle ve kendi kültürüyle onurlu bir yaşam sürebilmesidir.

Dicle Üniversitesi’nde ilk yardım eğitiminde sertifika fırsatı: 3 yıl geçerli
Dicle Üniversitesi’nde ilk yardım eğitiminde sertifika fırsatı: 3 yıl geçerli
İçeriği Görüntüle

Bunun için barış politikaları yürüttük, yürütmeye de devam edeceğiz.

Çünkü barış yalnızca silahların susması değildir. Barış; birbirinin varlığını kabul etmek, birbirinin acısını duymak, birbirinin kültürüne, kimliğine ve diline saygı göstermektir.

Barış, bir halkın dilini diğerine tehdit olarak görmemektir. Barış, bu topraklarda konuşulan her dili bu ülkenin ortak mirası olarak kabul etmektir. Barış, biraz da birbirinin dilini sevmekle başlar.

Biz bu yolu, dillerin susturulmadığı; halkların birbirinden korkmadığı; herkesin kendi diliyle özgürce konuşabildiği bir gelecek için yürüyoruz.

Anlayanlarla, duyanlarla, eşitlikten ve özgürlükten yana olanlarla bu yolu birlikte yürüyeceğiz. Çünkü biliyoruz: Diller yaşarsa halklar yaşar; halklar eşit ve özgür yaşarsa barış kalıcı olur.”

Kaynak: Haber Merkezi