Diyarbakır’ın siluetini belirleyen minareler, sadece birer ibadethane değil; aynı zamanda Mezopotamya’nın dönüşümüne tanıklık eden canlı birer tarih belgesi niteliğinde.
İşte İslam ordularının ayak seslerinden Osmanlı’nın estetik dokunuşuna kadar Diyarbakır’ın ruhunu şekillendiren o eşsiz yapılar…

ŞEHRİN KALBİ VE İLK MABET: ULU CAMİ
Diyarbakır’ın fethiyle birlikte 639 yılında yükselmeye başlayan bu yapı, İslam dünyasının 5. Harem-i Şerif’i olarak kabul edilir.
Bir zamanlar kilise olan bu mekan, fethin ardından şehrin en eski ve en görkemli camisine dönüştürülerek İslam’ın Anadolu’daki ilk imzalarından biri olmuştur. Avlusundaki güneş saati ve her köşesindeki farklı dönemlere ait kitabelerle, ziyaretçilerini adeta bir zaman tüneline davet eder.

SAHABELERİN SESSİZ NÖBETİ: HZ. SÜLEYMAN CAMİ
1155 ile 1160 yılları arasında inşa edilen bu mütevazı ama derinlikli yapı, Diyarbakır’ın fethi sırasında şehit düşen 27 sahabenin makamına ev sahipliği yapmasıyla bilinir.
Nisanoğulları döneminden kalma bu eser, sadece mimarisiyle değil, barındırdığı manevi iklimle de kentin en önemli duraklarından biridir.

GEÇMİŞİN MÜJDECİSİ: NEBİ CAMİ
15. yüzyılda Akkoyunlu döneminin zarafetini günümüze taşıyan Nebi Cami, halk arasında "Peygamber Camii" olarak da anılır. Minaresindeki eşsiz hat sanatıyla dikkat çeken bu yapı, Diyarbakır’ın taş işçiliğindeki ustalığını ve dönemin estetik anlayışını en saf haliyle yansıtır.

ZARAFETİN ZİRVESİ: SAFA (PALU) CAMİ
1532 yılında inşa edilen Safa Camii, diğer adıyla Palu Camii, çinili minaresi ve kendine has mimari detaylarıyla şehrin görsel şölenlerinden biridir.
Öte yandan camii, Osmanlı döneminin etkilerini taşır.





