Din-Mitoloji İliskisi

Din duygusu, insanın yaratılışından gelen bir özelliktir. İnsan, yaratılışı itibariyle her zaman bir şeylere inanma ihtiyacı hmiştir. İnsanlık tarihini inceleyen bütün bilim adamları, dinler tarihçileri, geçmişte dinsiz bir topluluğun yaşamadığını belirtmislerdir. Tarih boyunca insanın olduğu her yerde ve her dönemde din de, mabedler de muhakkak mevcut olmus, geçmişte de günümüzde de dinsiz, inançsız bir topluma rastlanmamıstır. Din, insanla beraber var olmuş ve insanla beraber varlığını sürdürecek bir kurumdur. Carlton Hayes, insan ve din olgusu arasındaki ayrılmazlığı su sözleriyle ifade etmektedir: “Din hissi, insanın içinde öylesine kök salmıştır ki, insan normal olarak, su ya da bu yolla o duygusunu mutlaka açığa vurur. İnsan, belli bir dine inancını kaybedebilir ve kültüne katılmaktan vazgeçebilir, ama bu durumda dahi şuurlu ya da şuursuzca, huşu duyacağı ve tapınacağı yeni bir merciye adanmaya eğilimlidir. Bu, Hz İsa veya Buda’ya tapınma olabilir. Bir toteme veya fetise tapınma olabilir. Bilime veya insanlığa, soyut “hakikat”e veya belli bir ideolojiye olabilir, yeter ki, bu kavramlar insanın zihninde ve kalbinde büyük harflerle yazılsın. Her halükârda, bu tapınma esasen dinî olan bir husu duygusunu, bir tecrübeyi içerir." Din ile bazı islevlerde benzesen ama “din” gibi vahiy ürünü olmayan, beşer ürünü olan mitoloji, tarih boyunca din kadar etkili hale gelmemekle beraber din ile etkileşim içerisinde olmuştur. Vahiy ürünü olan dinin, beşer ürünü olan mitoloji üzerinde etkisi olduğu gibi, mitolojinin de din üzerinde etkisi olmuştur.