Çocukluğumuzda Anzele biraz da Çift kapı ile Urfa kapı arasındaki

surlara yakın bölgenin adıydı, aslında. Evi o mıntıkada olanlar “Anzele’de

oturuyoruz” derlerdi. Ben de İlk ve Orta Eğitimim sıralarında bu mahallede

oturdum. Falcı Gürcü Bacılara yakın bir evde otururduk. Dönemin en ünlü

falcısına gelen Türkiye’nin en ünlü kişilerini bu mahallede tanıdık. Devlet

adamları, Artistler, Turistler…

          Anzele’nin ünlü mekânı “Balıklı Havuzu”, su kaynağının tam da üzerine

oturtulmuş, üzeri kapalı, bir arka tarafında da boy abdesti alınan, yetişkin adam boyunda, batılıp çıkılan bir kuyusu olan, küçücük bir havuzdu. Girişte, sağ yan tarafta peştamal bağlamak, soyunup giyinmek, hatta dinlenmek için duvar dibinde sedirler mevcuttu.

          Havuzun sağ tarafında üstü kavisli şekilde örtülmüş ve bu gün caddenin altında kalmış bulunan kısım ise, adem baba kılığındaki daha küçük çocuklar için ve ücretsizdi. Derinliği fazla değildi. Bir yetişkinin diz boyunda idi. Daha ilerisi azıcık daha derindi ama, zaten azıcık karanlık olduğundan o taraflara doğru pek ilerlenmezdi. Ancak çıkış kısmında başka bir tehlike vardı. Halı ve kilim yıkayan bacıların “tahta tokaç”ları. Azıcık yetişkince olan çocuklar biraz pervasız davrandığında, popolarına şaklayan tokaçın sesi ve acısıyla, daha dikkatli davranılmasını ihtaren öğrenmiş olurlardı.