Araştırmacılar, Diyarbakır evlerinin sadece barınma ihtiyacını karşılamakla kalmayıp, aynı zamanda mahremiyet, sosyal düzen ve doğayla uyumu nasıl mükemmel bir şekilde harmanladığını ortaya koyuyor.
AVLUDAN EYVANA MİKROKLİMA: AKILLI YÖNLENDİRME VE MALZEME KULLANIMI
Geleneksel Diyarbakır evlerinin avlu merkezli bir düzene göre inşa edildiği belirtiliyor. Odaların mevsimsel olarak yönlendirilmesi, bu mimarinin en çarpıcı özelliklerinden biri:
Yazlık bölümler kuzeye, kışlıklar güneye, baharlık odalar ise doğu veya batı cephesine açılıyor. Bu sayede güneş ışığı ve gölge yıl boyunca en verimli şekilde kullanılarak doğal bir iklimlendirme sağlanıyor.
Evlerin inşasında kullanılan Karacadağ bazaltı ise sadece dayanıklılığıyla değil, aynı zamanda doğal serinletici özelliğiyle öne çıkıyor. Gözenekli taşlar, serin suyla temas ettiğinde buharlaşma yoluyla ortam ısısını düşürerek adeta bir doğal klima etkisi yaratıyor.
KABALTILAR VE DÜZ DAMLARIN SIRRI
Diyarbakır sokak dokusunun vazgeçilmezlerinden olan ‘kabaltılar’, yüksek taş duvarların arasına yerleştirilen ahşap örtülerle oluşturuluyor. Bu yapılar hem bir odayı sokağa taşır hem de yaz sıcaklarında gölgeli geçitler sunarak serin yürüyüş alanları sağlar. Dar tutulan sokak genişlikleri de bu gölgelik etkisini daha da artırıyor.
Öte yandan yaz gecelerinin serin ve konforlu geçmesini sağlayan ise düz damlardır. ‘Taht’ adı verilen yataklarla damlara serilerek uyunan bu alanlar, sıcak yaz gecelerinde ferah bir uyku deneyimi sunuyordu.
GEÇMİŞİN BİLGELİĞİ, GELECEĞİN REHBERİ
Öğr. Gör. Aysel Yılmaz ve Yrd. Doç. Dr. Mine Baran göre, harem-selamlık düzeni, yüksek duvarlarla sağlanan mahremiyet ve suyla serinletilen avlular, bu bilgelik dolu mimarinin temelini oluşturuyor. Bu yapılar, yüzyıllar öncesinden gelen bir yaşam ve şehircilik felsefesini yansıtıyor.
Ancak, modernleşme adı altında yaşanan hızlı kentleşme, ilgisizlik ve yanlış restorasyon çalışmaları nedeniyle bu eşsiz yapı kültürü ne yazık ki yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Oysa araştırmacılar, Diyarbakır'ın geleneksel evlerinin, sadece geçmişin tanıkları olmakla kalmayıp, geleceğin sürdürülebilir şehircilik anlayışı için de birer rehber niteliğinde olduğunu vurguluyor. Bu kadim yapıların korunması ve anlaşılması, modern kentler için değerli dersler sunuyor.