Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile 2023 yılının “Âşık Veysel Yılı” olarak Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayelerinde ulusal ve uluslararası etkinliklerle anılacaktır.

UNESCO 2023 yılı için ülkemizin önerisi Azerbaycan, Macaristan, Kazakistan, Kırgızistan, Kuzey Makedonya, Ukrayna ve Özbekistan’ın desteğiyle Âşık Veysel’in Vefatının 50. Yıl Dönümü UNESCO Anma ve Kutlama Yıl Dönümleri Programına alınmıştı. Ayrıca, 2022 yılında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü “Vefa” dalında Âşık Veysel’e verilmişti.
Âşıklık sanatının bütün Türkiye’de sevilmesini sağlayan ve 2009 yılında UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsilî Listesi’ne kaydedilen “Âşıklık Geleneği”nin güçlü temsilcilerinden biri olan Âşık Veysel, Vefatının 50. Yıl Dönümü olan 2023 yılında UNESCO ile ilişkili olarak tüm dünyada ve Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı himayelerinde anılacaktır.
Dede Korkud’dan bu yana, Milletimizin bünyesinden çok sayıda âşık çıkmış, bunlar deyişleriyle, sazları ve sözleriyle geleneği yaşatırlarken, çok önemli ve büyük fonksiyonlar icra etmişlerdir. Bunlardan birisi de Sivas’ın Şarkışla ilçesininSivrialan Köyü’nde 1894 yılında dünyaya gelen,  görmeyen gözleriyle Anadolu’yu adım adım dolaşarak, halkımızı irşad eden Veysel Şatıroğlu’dur. Veysel 1967 yılında, Araştırmacı, Yazar, Öğretmen İbrahim Aslanoğlu’na hayat hikayesinianlatırkan şu sözlere yer vermiştir:
“…Babamın adı Ahmet Şatıroğlu. Efendim Şatıroğlu çok. Malatya, Trabzon, Konya’da da var. Benim düşünceme göre onlar Türkistan’dan gelmişler. Babam çiftçi idi. Küçük yaşta yetim kalmış. Onun bunun kapısında çobanlık, hizmetkarlık etmiş. Sonraları çift çubuk, ev bark sahibi olmuş. Dedim Ali de çiftçi imiş.Ali’nin babası İbrahim de. Gerisini bilmiyorum. Anam tarafına Keçegil derler. Adı Gülizar’dır. Şimdiki gibi defterlere yazmamışlar ki…
…Doğumum de bir garip. Alnımın kara yazısı o günden başlamış gibi bir şey. Anamın anlattığına göre, eski hesap eylülün sonuna doğru yahut ekimin başlarında. Güz mevsimi olduğu belli. Anam koyundan gelirken beni yolda doğurmuş.Kadınlar toplanmış, çarşaf ve önlüklerine sarıp eve getirmişler…
Veysel yedi yaşına kadar sağlıklı bir çocuk olarak büyümüş. Köydeki öteki çocuklar gibi sağlıklı bir şekilde koşmuş, oynamış. Ama o yıl Sivas’ı amansız bir çiçek hastalığı sarmış. Önceleri Veysel’in gözüne bir perde inmiş sonra da göz akıp gitmiş…
    İki gözünün birden kör olması Veysel’i yıkmış, ama, gönül gözü açıktır ve kendisine yepyeni bir hayat kurabilmesi mümkün olmuştur. 
    Babası bir saz alır Veysel’e…Veysel önceleri sazın tellerini tıngırdatır, sonra babasının arkadaşı Çamşıhlı Ali Ağa’dan aldığı derslerle, sazına düzen vermeyi öğrenir. Giderek Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal, Kemter Baba, Veli, Visali, Kul Abdal, Şahan Ağa ve Sıdık gibi ozanların deyişlerini ezberler ve sazı eşliğinde okumaya başlar…
    1919 yılında Esma hanımla evlenir. Tam mutlu olmaya başlar iken anasını ve babasını kaybetmesi, hayatını bir kez daha karartır. O arada bir kızı dünyaya gelmiştir ama, karısı Esma da bir yanaşma ile kaçıp gitmiştir…Daha sonra maalesef minik çocuğu da iki yaşında iken ölmüştür.     Veysel Gülizar hanımla ikinci evliliğini yapmış ve bu evlilikten tam 7 çocuk dünyaya gelmiştir. Bunlmardan birisi ölmüş, 4’ü kız olan 6 çocuğunu yaşamlarını sürdürmekte, bunlardan da 18 torunu bulunmaktadır.
    1931 yılında Sivas’da düzenlenen Âşıklar Bayramı, Veysel’in Edebiyat dünyamızca tanınmasına vesile olmuştur. O şölene sazıyla sözüyle iştirak eden Veysel, daha sonra zamanın kültür ve eğitim ustalarından Bürokrat-Şair Ahmet Kutsi Tecer vasıtasiyle, Anadolu’yu adım adım dolaşabilme olanağı bulmuştur. Atatürk’ü de, onun ilke ve inkılâplarını da çok iyi özümsemiş olan Veysel, bu duygularını diziler halinde, halkla paylaşmıştır.
      “Vatan bizim, Ülke bizim, el bizim
    Emin ol ki her çalışan kol bizim
    Ay-Yıldızla Bayrak bizim, mal bizim
    Söyle Veysel, öğünerek, överek”
Diyen Âşık, yıllarca Milletimizin birlik ve beraberlik içre yaşamasını arzu eden dizeler yazıp, sazıyla seslendirirken, sekiz dörtlükten oluşan bir deyişinde şu dizelere de yer vermiştir:
       “İlim kültür deryasına dalalım
    Çevremize bakıp ibret alalım
    Kendi yaramıza derman bulalım
    Hepimiz bu Yurdun evlatlarıyız.
        
    Kitaplar yazılmış nasihat dolu
    Birlikle güçlenir gençliğin kolu
    Gençliğe emanet Atatürk yolu
    Hepimiz bu Yurdun evlatlarıyız…”
    Veysel, değişik şiirlerinin içerisinde oluşturduğu şu dizelerle, Milletimizin birlik ve beraberlik içerisinde yaşamaları gerektiğini ne güzel vurguluyor:
    “Kürt’ü, Türk’ü ve Çerkes’i
     Hep Âdem’in oğlu kızı
      Beraberce şehit gazi
      Yanlış var mı ve neresi?”
                 *
       Kur’an’a bak, İncil’e bak
       Dört kitabın dördü de hak
       Hakir görüp ırk ayırmak
        Hakikatte yüz karası”
                 *
       “Yezit nedir, ne kızılbaş
        Değil miyiz hep bir kardaş
        Bizi yakar bizim ateş 
        Söndürmektir tek çaresi”
    Âşık Veysel’in okuduğu kimi türkülerin, anlam yüklü olması, bu türkülerin değişik tarzda bestelenip, ünlü ses sanatçılarının bunları seslendirmeleri, o türküleri, adeta klasikleştirmiştir. Örneğin;
    Dost dost diye nicesine sarıldım
    Benim sadık yârim kara topraktır
    Beyhude dolandım boşa yoruldum
    Benim sadık yârim kara topraktır
Dizeleriyle başlayan ve onbir dörtlükten oluşan şiir, klasikleşen deyişlerinden biridir. Bir başka klasikleşen deyişi de;
    Uzun ince bir yoldaşım
    Gidiyorum gündüz gece
    Bilmiyorum ne haldayım
Gidiyorum gündüz gece 
Dizeleriyle başlayıp altı dörtlükten oluşan deyişidir…Benzeri çok sayıdaki deyişleriyle Veysel, halkımızın gönlünde yaşayan bir büyük ozan ve en önemlisi de gözleriyle değiş kalbiyle gören, kulaklarıyla değil, yüreğiyle duyan ve düşünen büyük bir insandır. Bu nedenledir ki, onu her yıl anıyor ve kalplerimizde yaşatıyoruz.
    21 Mart 1927 tarihinde vefat eden ozanımız, Sivas’ın Sivrialan Köyüne defnedildi. Sonraki yıllarda onun doğduğu ve yaşadığı ev, Devletimiz tarafından müze haline getirildi. Bundan on yıl önce bir vesileyle Sivas’a gittiğim zaman, Sivas İl Kültür Müdürlüğünün düzenlediği bir programla, Şarkışla’ya, oradan da Sivrialan’a giderek, müzeyi gezdik. Bu yazıya eklediğim fotoğraf müzenin içerisinde idi ve, oraya gelen herkes, benim gibi, Veysel’in yanına oturup, bu görüntüyü  kaydediyordu.