Çin Halk Cumhuriyeti’nde 50’den fazla etnik topluluk yaşamaktadır. Çinli dediğimiz egemen zümrenin, ulus adı “Han”dır.
Yanısıra Mançu, Kore, Hehe, Moğol, Daur, Ewenki, Oroqen, Hui, Dongxiang, Salı, Salar, Bonan, Yugur, Uygur, Kazak, Kırgız, Xibe, Tacik, Özbek, Rus, Tatar, Tibetli, Moinba, Lhoba, Qiang, Yi, Bai, Hani, Dai, Lisu, Va, Lahu, Naxi, Jingp, Blang, Achang, Pumi, Nu, De'ang, Drung, Jino, Miao, Bouyei, Dong, Shui, Gelo, Zhuang, Yao, Mulam, Maonan, Jing, Tujia, Li, O, Gaoshan…Görüleceği gibi, Bu uluslardan Salar, Yugur, Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek ve Tatarlar, bizim akrabalarımızdır. Yanısıra Moğol ve Tacik gibi uzaktan akraba uluslar ile, Hui gibi, Müslüman bir topluluk bulunmaktadır…
Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi ben dört kez Çin Halk Cumhuriyeti’ne gittim ve bu seyahatlerimin üçünde, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ne de giderek, Uygur kardeşlerimizle birlikte olabilme mutluluğunu elde ettim. Keza son Çin seyahatimde, akraba uluslardan olan Yugur gardaşlarımızın yaşadıkları bölgede de bulundum. Ünlü Bin Buda Mağaraları de bu bölgededir.
Çin Halk Cumhuriyeti’nin Gansu Eyaletinin CAYU GUAN kenti’nde, Yugurlar yaşıyordu ve burası Yugur Özerk kentiydi. Yaklaşık 200 bin nüfuslu bu kentte Cheng Cheng adlı bir otelde konaklamıştık.
Burası yeni gelişen bir kentti. Caddeler geniş ve düzenliydi. Bir yanda Çilen Sıradağları, karşısında bir başka dağ, aralarında ise bir geçit ve Hayuguan Kalesi… Gezip gördüğümüz Kale, İpek Yolu’nun iki ucuna kurulmuş, muhkem bir kaleydi. Bu eski kale zaman zaman restore edilmişti. Bu kale, İpek Yolu ve Çin Seddi’nin ortasındaydı. Kent içinde Çin Seddi Müzesi kurmuşlardı ve biz kaleden sonra bu müzeyi de gezmiştik… Sonra bir de mezara götürmüşlerdi. 1700 yıl önceye ait olan mezarda bir karı koca yatıyordu ve mezarın üç odası vardı. Odaların duvarlarında insan hayatıyla ilgili resimler vardı. 1000’den fazla mezar daha açılmamıştı. Açılınca kimbilir içinden neler neler çıkacaktı!...
O akşam, Çin Dostluk Kurumu Cayu Guan Başkanı Yü Gü’nün yemeğinde, garsonluk da yapan bir YUGUR kızı çok güzel şarkılar söylemişti. Soframızda da Yugur asıllı bir halkbilim uzmanı vardı. O arada öğrendim ki, Gansu Eyaleti’ne bağlı Su Nan Yugur Özerk İlçesi olup, orada 11000 Yugur yaşıyordu.
Yugur’a Sarı Uygur da denilmektedir. Bilindiği gibi Uygurlar Müslümandır. Yugurlar ise, Budisttirler. Çin’de hemen her halkın bir özerk kenti vardır.
O akşam soframızda her şeye, Yugur gelenekleri egemendi. Yugur geleneğine göre yenilmiş, içilmişti. Ertesi sabah Yugur folklorcu bana Yugur halkbilimini içeren 3 tane kitap getirmişti. Ankara’da ikamet eden ve doktora yapan kimi gençler benden bu kitapların fotokopilerini almışlar, ama bugüne kadar da bunlarla ilgili bir yayın yapmamışlardır.
***
Yugur halkının, kökenleri Tang Hanedanlığı (618-907) döneminde Erhun Nehri vadisindeki göçebe eski Uygurlara kadar dayandırabilir. 9. yüzyılın ortalarında, Kırgızların saldırılarıyla boğuşan Uygurlar, ayrı gruplar halinde batıya göç etmek zorunda kaldılar. Gruplardan biri, Gansu eyaletinin orta-batı kesimindeki en verimli bölge olan Hexi Koridoru'ndaki Guazhou (günümüzdeki Dunhuang), Ganzhou (günümüzdeki Zhangye) ve Liangzhou'ya (günümüzdeki Wuwei) göç etti ve Tibet krallığı Tubo'nun yönetimi altına girdi. Böylece Hexi Uygurları olarak adlandırıldılar. Daha sonra Ganzhou şehrini ele geçirip bir hanlık kurdular; bu nedenle Ganzhou Uygurları olarak da anıldılar.
Hexi Uygurları, merkezi imparatorlukla her zaman çok yakın bağlar sürdürmüş ve bu bağları "yeğen-amca" ilişkisi olarak görmüşlerdir. Kuzey Song Hanedanlığı (960-1126) döneminde, Ganzhou Uygur Hanı sık sık imparatorluk başkentine özel elçiler göndererek imparatora haraç sunardı ve karşılığında Song sarayı, "Ganzhou'daki yeğen Uygur Hanı"na Orta Çin'den özel ürünler verirdi. Han'ın elçileri, İmparator Taizong'un saltanatının beşinci yılında (980) ve İmparator Zhenzong'un saltanatının üçüncü yılında (1010) imparatorluk sarayına haraç olarak deve, at, mercan ve kehribar sunmak üzere Song Hanedanlığı'nın başkentine birkaç kez gittiler.
Qing hükümeti (1644-1911), iktidarını güçlendirmek amacıyla Yugurları "yedi kabileye" böldü ve her birine bir reis ile hepsinin başına "Yedi Kabile Reisi Huangfan" adında güçlü bir şef tayin etti.
1954 yılının Şubat ve Nisan aylarında Sunan Yugur Özerk İlçesi kuruldu. Bu gelişme, Yugur halkı arasında yeni bir kültürel ilerleme ve ekonomik büyüme dönemini başlattı.
Yugurlar, efsaneler, halk masalları, atasözleri ve baladlar gibi sözlü olarak aktarılan zengin bir edebi geleneğe sahiptir. Halk şarkıları, eşsiz derecede sade ama zarif ezgileri ve canlı içerikleriyle öne çıkar.
Plastik sanatlarda yeteneklidirler; çantalara, halılara ve koşum takımlarına güzel desenler dokurlar. Çiçeklerin, otların, böceklerin, kuşların ve evcil hayvanların uyumlu renklerdeki canlı desenleri kadınların yakalarına, kollarına ve kumaş botlarına dokunur. Mercan boncuklarından, deniz kabuklarından, yeşil ve mavi taş parçalarından ve parlak renkli ipek ipliklerden yapılan geometrik desenler saç süsü olarak kullanılır.
Yugurların kendine özgü bir giyim tarzı vardır. Tipik, iyi giyimli bir erkek keçe şapka, soldan düğmeli yüksek yakalı uzun bir elbise, kırmızı-mavi bir kemer ve yüksek çizmeler giyer. Evlilik çağına gelmiş bir kadın saçlarını birçok küçük örgü şeklinde toplar ve evlendikten sonra bu örgülerden ikisini göğsünün üzerine, birini de sırtının üzerine atarak üç büyük örgü oluşturur. Kadınlar genellikle önünde iki siyah çizgi bulunan, tepesinde kırmızı püsküller olan trompet şeklinde beyaz bir keçe şapka takarlar.
Son birkaç on yılda, yün kırkma işlemi mekanize edildi, hayvan stokları iyileştirildi ve çobanların yerleşik hayata geçmesi ve meraların rotasyonlu olarak otlatılması için adımlar atıldı. Su depoları inşa edildi, göletler kazıldı ve geniş kuru mera alanlarını sulamak ve hayvanlar için içme suyu sağlamak amacıyla yeraltı suları kullanıldı. "Koyunları olan ama suyu olmayan, bir yerden bir yere dolaşan endişeli çobanlar" durumu temelden değişti.
Yugurlar eskiden vahşi hayvanları avlarlardı, hiçbirini evcilleştirmeye çalışmazlardı; ancak 1958'de vahşi geyikleri evcilleştirerek çiftlikler kurmaya başladılar.
Bölgede sanayi alanında şu anda tarım ve hayvancılık makineleri fabrikaları, halı, kürk ve gıda işleme sanayileri ile kömür madenciliği yapılmaktadır. Elektrik tüm kasabalara ve Yugur evlerinin çoğuna ulaşmaktadır. Yün kırpma, harmanlama ve yem ezme makineleri yaygın olarak kullanılmaktadır.
Şimdi gelişmiş bir karayolu ağı var. 1950'den önce, deyim yerindeyse, "bir metre bile düz toprak ve nehirlerin üzerinde tek bir köprü yoktu". Tüccarlar bu geri kalmışlıktan yararlanarak yerel Yugur halkını sömürdüler: sadece beş altı parça tuğla çayla bir at satın alınabiliyordu.
O dönemde toplam 70 öğrencisi olan sadece dört ilkokul vardı ve öğrencilerin çoğu aşiret reislerinin, sürü sahiplerinin ve toprak sahiplerinin çocuklarıydı. 1980'lerin başlarında Sunan İlçesi'nde iki ortaokul, sekiz ilkokul ve 76 ilkokul bulunuyordu. Birçok genç Yugur, ortaöğretim teknik veya üniversite eğitimini tamamlayabildi. Etnik grubun artık kendi öğretmenleri ve teknisyenleri de var.

Yugur restoranında, garson Yugur kız, servis yaparken şarkı söylemişti.