Ey şehri Diyarbekir, dertlerin derya olmuş da içinde çimecek tek bir aklıselim kalmamış! Gazetelerin manşetlerine bakıyorum; fıkra desen gülünmez, dram desen ağlanmaz bir haldeyiz.
Bir yanda meşin yuvarlağın peşinde Süper Lig’e çıkıp arşa değen başımız, diğer yanda şehrin göbeğinde bitmeyen altyapı çilesi...
Şampiyon olduk diye 5 liraya ciğer yiyip bayram eden garibanın kursağına bir lokma sevinç giriyor girmesine ama, zılgıtlar Süper Lig’e çıkarken mahallenin yolu köstebek yuvası, musluğun suyu Kerbela!
Bir yanda Narin’in taze mezarına akan vicdan seli, öte yanda Rojin’in dosyasında el yordamıyla aranan kör adalet…
Gözümüzün yaşı kurumadan, 70 tane faili meçhul dosyayı indirmişler şimdi raflardan! Maşallah, adaletin tecellisi Dicle’nin suyu gibi; baharda coşup sel oluyor, yazın kuruyup buharlaşıyor.
Eskiden "faili meçhul" derdik, şimdi her şey "faili meşhur", lakin vicdanlar firarda! Sur’da kuduz köpekler volta atarken, meclislerde kravatlılar laf salatası yapıyor.
Neyzen ne yapsın bu devirde? Neyin deliğine üflese, içinden ya tabelada düşüp pompaya bir türlü yansımayan zamlı akaryakıt fışkırıyor, ya da cüzdanı şişkinlerin bitmeyen masalları!
Olan yine sokağın çilesini çeken şu esmere, şu yoksula, şu sessiz yığına oluyor. Vesselam!