Göz açıp kapayıncaya kadar geçti gitti mübarek Ramazan ayı. Daha dün “Hoş geldin on bir ayın sultanı” derken, bugün hüzünlü bir vedanın ardından bayram sabahının o tatlı telaşına uyanacağız.

İftarıydı, sahuruyla, teravihiyle ruhumuzu yıkadık, arındık. Peki, şimdi ne olacak? Şimdi soruyorum sizlere; bayram demek ne demektir?

Bayram, haftalar öncesinden rezervasyon yapılan 5 yıldızlı otellerde şezlong kapmaca oynamak mıdır? Yoksa güney sahillerinin o bitmek bilmeyen trafik çilesine gönüllü girmek mi?

Cevabı aslında hepimiz çok iyi biliyoruz ama bazen modern hayatın o koşturmacası içinde unutmayı tercih ediyoruz. Bayram; "sıla-i rahim" demektir. Bayram, ananın babanın duasını almak, o buram buram kolonya kokan odalarda büyüklerin nur yüzlü tebessümlerine şahit olmaktır.

Hatırlayın çocukluğumuzu... O gıcır gıcır bayramlık ayakkabılarımızı yatağımızın başucuna koyup uyuduğumuz, sabahın ilk ışıklarıyla heyecanla sokaklara fırladığımız o eski bayramları... "Nerede o eski bayramlar" diyerek iç geçirmeyi bırakalım artık. O bayramlar hiçbir yere gitmedi; o bayramları yaşatacak olan, o kültürü evlatlarına aktaracak olan bizleriz. Biz kapıları çalmazsak, biz büyüklerimizin ellerine sarılmazsak, yarın bizim kapımızı kim çalacak?

Bu bayram bir değişiklik yapalım. Küsleri barıştıralım mesela. İncir çekirdeğini doldurmayacak meseleler yüzünden sırtımızı döndüğümüz kardeşimizle, komşumuzla kucaklaşalım. Bir yetimin başını okşayalım, bir huzurevinin kapısını çalıp “Ben geldim, bayramınız mübarek olsun” diyelim. İnanın bana, hiçbir tatil köyünün manzarası, gözleri yollarda kalmış yaşlı bir teyzenin size gülümseyen gözleri kadar içinizi ısıtamaz.

Ramazan'ın bize öğrettiği o sabrı, paylaşmayı ve bereketi bayram sabahıyla birlikte tüm yıla yaymamız dileğiyle...

Başta ülkemiz olmak üzere, tüm İslam aleminin ve siz kıymetli okurlarımın Ramazan Bayramı'nı en içten dileklerimle kutluyorum. Evinizden bereket, yüzünüzden tebessüm, kalbinizden merhamet eksik olmasın.
Kalın sağlıcakla, sevgiyle, bayram tadında...