Dünyanın en uzun ve en görkemli surlarından biri olan, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alan Diyarbakır Surları, sadece bu kentin değil, insanlık tarihinin ortak hafızasıdır.
Yüzyıllardır nice medeniyete tanıklık etmiş bu devasa taş yapılar, son yıllarda yürütülen kapsamlı restorasyon çalışmalarıyla yeniden ayağa kaldırılmaya çalışılıyor.
Ancak yetkili makamlardan gelen itiraf niteliğindeki o cümle öne çıkıyor: "Süreç yavaş ilerliyor, biliyoruz..."
Elbette tarihi eser restorasyonu alelacele yapılacak, baştan savma geçiştirilecek bir iş değildir. Her bir taşın, her bir kitabenin, her bir burcun aslına uygun şekilde, santim santim ve büyük bir titizlikle işlenmesi gerekir. Yanlış ya da aceleye getirilmiş bir müdahalenin, bin yıllık bir dokuya vereceği zararın telafisi imkânsızdır. Bu açıdan bilimsel hassasiyeti ve titizliği anlamak, saygı duymak şart.
Ancak işin bir de acı bir gerçeği var: Zaman ve doğa koşulları bizim kadar sabırlı değil.
Restorasyon iskelesi kurulup aylarca, hatta yıllarca çalışma başlamayan ya da kaplumbağa hızıyla ilerleyen her etap; yağmura, çamura, kış şartlarına ve ne yazık ki insan eliyle verilen tahribata açık halde bekliyor. Sürecin uzaması, koruma altına alınmaya çalışılan alanların daha fazla yıpranmasına yol açıyor.
Sur sakinleri, esnafı ve kenti ziyarete gelen binlerce turist de bu uzayan şantiye görüntüsünden rahatsız. Surların etrafının yıllarca kapalı kalması, hem kent içi ulaşımı ve sosyal yaşamı olumsuz etkiliyor hem de Diyarbakır’ın turizm potansiyeline sekte vuruyor.
Yetkililerin "yavaş ilerlediğinin farkındayız" açıklaması bir özeleştiri olarak kıymetli olsa da Diyarbakır kamuoyu artık mazeret veya durum tespiti değil, hızlanmış bir takvim ve sonuç bekliyor.
Bürokratik engeller mi var? Ödenek yetersizliği mi yaşanıyor? Lojistik ve teknik usta eksikliği mi söz konusu?
Sorun her neyse, Diyarbakır Surları gibi dünya çapında bir değer için tüm imkânların seferber edilmesi, gerekiyorsa ekip ve bütçe kapasitesinin artırılması elzemdir.
Diyarbakır Surları sıradan bir inşaat projesi değildir; bu kentin kimliğidir, gururudur. Tarihin nöbetini tutan bu devasa mirasın bir an önce hak ettiği ihtişamla tamamen ayağa kalkması ve kapılarını dünyaya eksiksiz açması en büyük beklentimizdir.