Diyarbakır Surları… Dile kolay, binlerce yıllık bir hafıza, UNESCO Dünya Mirası listesine girmiş bir gurur abidesi.

Ama gelin görün ki, bu kadim kentin en büyük simgesi bugün liyakatsizliğin, bürokratik paslaşmaların ve koca bir sahipsizliğin kurbanı olmuş durumda.

Yanlış Isim, Doğru Tarih Diyarbakır En Büyük Burcunda Sır Çözüldü! Keçi Burcu

Özellikle Keçi Burcu… Surların en görkemli, en heybetli noktası. Ama bugünlerde adı sadece bir "restorasyon fiyaskosuyla" anılıyor. Ne oldu bu Keçi Burcu'na? Göz göre göre tarihin dokusu nasıl bu hale getirildi?

Gazetecilik refleksiyle düştük peşine. "Bu işin sorumlusu kimdir?" dedik, kapıları çalmaya başladık.

İlk durağımız Diyarbakır Rölöve ve Anıtlar Bölge Müdürlüğü oldu. Hani adında "Anıtlar" geçen, bu işlerin asıl sahibi olması gereken kurum. Sorduk:
"Keçi Burcu’ndaki restorasyon neden bitmiyor? Ne zaman bitecek?"
Aldığımız cevap, devlet dairelerinin o meşhur, topu taca atan klasik savunmasıydı:
"O iş bizde değil, ihale Büyükşehir Belediyesi’nde."
Peki dedik, döndük yüzümüzü Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne. "Rölöve topu size attı, bu restorasyonun son durumu nedir?" diye sorduk. Büyükşehir’den gelen yanıt ise trajikomik bir memleket gerçeğinin özeti gibiydi:

"Kayyum döneminde yapılan restorasyonda yanlış harç kullanıldığını fark ettik. İhaleyi derhal iptal ettik ve konuyu yargıya taşıdık. Şu an yargı sonucunu bekliyoruz."

Yanlış harç!
Okurken bile insanın içi sızlıyor değil mi? Binlerce yıllık, o kara bazalt taşının ruhunu taşıyan surlara, sıradan bir inşaat muamelesi yapıp yanlış harç sürmüşler! İşin daha da acı tarafı, şimdi "yargı süreci" denilerek koca bir tarih, adliye koridorlarındaki evrakların arasına hapsedilmiş durumda. Hukuk işlesin, eyvallah. Ama o dava yıllarca sürerken o burçlar yağmurun, çamurun, liyakatsizliğin tahribatıyla çürümeye devam mı edecek?

Mardin Kapı’da Surları Ağaçlar Yutuyor!
Olay sadece Keçi Burcu’ndaki fiyaskoyla sınırlı kalsa iyi. Başınızı çevirip şöyle bir Mardin Kapı tarafına bakın. O görkemli sur duvarlarının, burçların üstünde adeta küçük bir orman filizlenmiş!

Tarihi taşların arasından koca koca ağaçlar fışkırıyor. O ağaçların kökleri her geçen gün o bin yıllık taşları yerinden oynatıyor, surların bağrını yarıyor. Gören var mı? Yok. Müdahale eden var mı? Yok. Herkes kör, herkes sağır, herkes inanılmaz bir duyarsızlık içinde.

Bir yanda "yanlış harç" kurbanı olup mahkeme kapılarında bekletilen Keçi Burcu, diğer yanda köklerin insafına terk edilmiş Mardin Kapı tarafındaki surlar…

Biz bu mirası böyle mi koruyacağız? UNESCO belgesini çerçeveletip duvara asmakla iş bitmiyor beyler! Diyarbakır Surları gözümüzün önünde eriyor, parçalanıyor, yetim kalıyor.

Kurumlar birbirine top atmayı, "ihale bizde değil" demeyi ya da mahkeme kararlarının arkasına sığınmayı bırakıp acilen bu kentin hafızasına sahip çıkmalıdır. Zira bu tarih yıkılırsa, o yanlış harcın da, o vurdumduymazlığın da altında hepimiz kalırız! Surlar sahipsiz değildir, sahipsiz bırakılamaz.