Diyarbakır Surların en önemli geçiş noktalarından biri olan Saraykapı, alınan kararla birlikte artık araç trafiğine kapatıldı.
Bu karar, sadece bir sokağın dubalarla kapatılması ya da birkaç tabelanın değişmesi meselesi değildir. Bu, Diyarbakır’ın tarihine, kimliğine ve en önemlisi de geleceğine sahip çıkma iradesidir.
Yıllardır Sur içine yolu düşen herkesin ortak bir şikayeti vardı: Egzoz dumanı, daracık sokaklarda korna çalarak ilerlemeye çalışan araçlar ve o devasa bazalt taşların arasında sıkışıp kalmış yayalar... Dünyanın en köklü açık hava müzelerinden biri olan Sur, adeta bir açık otoparka dönüştürülmüştü.

Özellikle Saraykapı bölgesi; İçkale’ye açılan kapısı, müzeleri ve tarihi dokusuyla her gün binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlıyor. Ancak bugüne kadar bu tarihi dokunun keyfini çıkarmak, arabaların arasından sıyrılmaya çalışmaktan pek mümkün olmuyordu. Tarihi taşların, binlerce yıllık surların araçların yarattığı sarsıntıdan ve çevre kirliliğinden aldığı zararı ise herhalde anlatmaya gerek yok.
İşte tam da bu yüzden, Saraykapı’nın araç trafiğine kapatılması ve yayalaştırılması projesi, Sur’un o mistik, sakin ve yaşayan ruhunu geri kazanması adına atılmış devasa bir adımdır.
Dünyanın neresine giderseniz gidin; Roma’dan Floransa’ya, Prag’dan Kudüs’e kadar tarihi kent merkezlerinin ortak bir özelliği vardır: Bu alanlar tamamen yayalara aittir. İnsanlar o sokaklarda yürürken tarihi hisseder, esnaftan alışveriş yapar, kafelerinde oturup kentin ruhunu solur. Şehirleri cazibe merkezi kılan şey, içinden geçen araba sayısı değil, sokaklarında yürüyen insan kalabalığıdır.
Saraykapı’nın yayalaşmasıyla birlikte, bölgedeki turizm potansiyeli katlanarak artacaktır. Vatandaşlar ve turistler, hiçbir trafik stresi yaşamadan İçkale’ye yürüyebilecek, Amida Höyük’ün gölgesinde tarihe dokunabilecekler. Bu durum, bölge esnafının yüzünü güldüreceği gibi Diyarbakır’ın turizm vizyonuna da seviye atlatacaktır.