Sevgili okurlarım, son yıllarda Diyarbakır'da şehir içi çöplerden ve temizlik çalışmalarının hem eksik hem de yetersiz olduğundan söz ediyoruz.
Bu noktada akıllara direkt olarak Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ile merkezdeki ilçe belediyeleri geliyor. Mamafih merkez Sur ilçesi ile merkez Bağlar ilçesinin hali içler acısı. Olağanüstü şekilde göze çarpan sorunlar söz konusu.
Sur ilçesinin tarihi alanlarında geçmişe tanıklık eden vatandaşlar ve semt sakinleri ile Bağlar ilçesinin yoksul sokaklarında yaşayan mahalleliler (-ki bunlar arasında Yunus Emre Mahallesi, Muradiye Mahallesi, Kaynartepe Mahallesi, Mevlana Halit Mahallesi, Yeniköy semti göze çarpıyor) arasında sıkça dile getiriliyor.
Diyarbakır’da zaman zaman aynı manzarayla karşılaşıyoruz: Yol kenarında savrulmuş poşetler, kaldırım köşelerinde birikmiş plastik şişeler, parklarda bırakılmış yiyecek ambalajları, tarihi yapıların çevresinde unutulmuş pet şişeler, hatta ve hatta alkol şişeleri bile bu manzaraya ortaklık ediyor.
Sonra ne mi oluyor? Sonrasında bu kirli ve görüntü kirliliğine, çevre sorununa neden olan alanda fotoğraf(kar) çekiliyor. Sosyal medyada paylaşım yapılıyor. Altına da büyük harflerle yazılıyor: "Belediye neden temizlemiyor?” diye. Peki gerçekten bütün mesele belediyenin temizlik yapmaması mı? Yoksa asıl sormamız gereken soru biraz daha rahatsız edici mi? "Biz bu şehri neden bu kadar kolay kirletiyoruz?"
Dürüst olmak gerekirse hem Büyükşehir Belediyesi'nin hem de ilçe belediyelerinin temizlik konusunda yetersiz kaldıklarını, eksikliklerinin çok olduğunu, çevre temizliği konusunda beklenenin de çok altında kaldıklarını ve hatta kimi zaman ne yaptıklarını da anlamıyorum. Çünkü eksiklikler olduğu kadar bu eksikliklere çözüm getirebilecek bir plan, program, uygulama ve organizasyonlarının da en iyi tabirle vasatın altında olduğunu düşünüyorum. En azından görüp şahit olduğum manzara bu yönde...
Amma velakin her şeye rağmen tüm suç belediyelerin mi, Büyükşehir'in mi? Hiç mi vatandaşın suçu, günahı, hatası, yanlışı yok? Vatandaş pirupak mı, çok mu çevreye duyarlı bir kent sakini kitlemiz var?
Evet, bu sorular son derece rahatsız edici sorular. Çünkü Diyarbakır’ın temizlik meselesini sadece belediyelerin süpürge araçlarıyla, temizlik personeliyle veya çöp toplama saatleriyle açıklamak mümkün değil. Bu aynı zamanda bir şehir kültürü meselesidir. Çöp kutusu iki metre ötede ama gelin görün ki manzara pek de iç açıcı değil. Bazen bir parkta oturuyorsunuz. Bir vatandaş elindeki yiyeceği tüketiyor. Ambalajını buruşturuyor ve olduğu yere bırakıyor. Çöp kutusu ise neredeyse hemen yanıbaşında. Amma velakin gelin görün ki bu duyar(sız) vatandaşımız zahmet edip ayağa kalkmıyor, çöpü ise kutuya atmıyor.
Bir başkası aracının camını açıyor, elindeki plastik şişeyi dışarı atıyor. Bir diğeri sigarasını içiyor, izmaritini kaldırıma bastırıp yoluna devam ediyor. Hatta bazıları hiç söndürmüyor da. Olduğu gibi gelişigüzel sağa sola atıyor. Bir başkası piknik yapıyor, yiyor, içiyor, eğleniyor. Akabinde masanın üzerindeki çöpleri olduğu gibi bırakıp gidiyor. Ve ertesi gün aynı yerde belediye personelini çöp toplarken görüyoruz. Ardından da belediye bu çöpleri toplayamadığında ya da bu çöp sorununu tam anlamıyla sona erdiremediğinde "belediye görevini yapamıyor.” diyoruz.
Belki de belediye görevini yapıyor ama "biz vatandaşlık görevimizi yapmıyoruz." Belki de benim metnin baş bölümlerinde belediye için kullandığım "vasatın altında" sözü çok fütursuzca. Bilemeyiz. Mamafih vatandaşlarda çöpleri yere atmamak sorunu çok daha fütursuzca. Evet, kimileri için çöpleri yere atmamak bir sorun. Filhakika artık birilerinin şunu öğrenmesi ve öğretmesi gerekiyor; Diyarbakır çöplük değildir. Bu cümleyi özellikle kurmak gerekiyor.
Bu şehir; surlarıyla, Hevsel’iyle, Dicle’siyle, hanlarıyla, camileriyle, kiliseleriyle, sokaklarıyla, mahalleleriyle ve yüzlerce yıllık hafızasıyla yaşayan bir şehirdir. Bir Diyarbakırlı olarak bu şehrin tarihini sahiplenmekten söz ediyoruz. “Diyarbakır bizim” diyoruz. “Amed bizim” diyoruz. Peki bizim olan bir yere neden bu kadar hoyrat davranıyoruz? Kendi evimizin salonuna çöp atıyor muyuz? Mutfağın ortasına plastik şişe bırakıyor muyuz? Balkondan aşağıya yemek artığı atıyor muyuz? Atmıyoruz. Çünkü orası bizim evimiz. O zaman şunu kafamıza sokmamız gerekiyor; "Diyarbakır da bizim evimiz, sokağımız!"
Fakat nedense evimizin kapısından çıktığımız anda şehirle aramızdaki sorumluluk duygusu ortadan kalkıyor. Sormamız gereken asıl soru şudur; "Temizlik personeli bizim çöplerimizin peşinden koşmak zorunda mı?"
Sabah temizlenen bir cadde öğle saatinde yeniden çöple doluyorsa, bir park akşam temizlenip ertesi sabah yeniden plastik şişelerle karşılaşıyorsa, bir tarihi alan defalarca temizlenmesine rağmen aynı noktaya yeniden çöp bırakılıyorsa, burada yalnızca temizlik hizmetini tartışmak eksik kalır. Sorunun bir tarafında temizlik hizmeti, diğer tarafında temizlik bilinci vardır. Ve ikincisini konuşmadan birincisini çözmeye çalışmak, sürekli aynı döngünün içinde kalmaktır. Binaenaleyh çöp yere düştüğünde sadece çevre kirlenmiyor, bir çöp yere atıldığında aslında bir tek kaldırım da kirlenmiyor, bir kültür kirleniyor ve bir alışkanlık oluşuyor. Çocuğun önünde yere çöp atan yetişkin, farkında olmadan çocuğa şunu öğretiyor: "Çevreyi kirletmek bizim görevimiz, temiz tutmak ise belediyenin..." Derken bir kişinin attığı çöp, toplumun ortak davranış biçimine dönüşüyor.
Çöpünü çöp kutusuna atmak şehir ahlakıdır. Yere izmarit atmamak şehir ahlakıdır. Parktaki bankı kırmamak şehir ahlakıdır. Tarihi duvara yazı yazmamak şehir ahlakıdır. Ağaçların dibine plastik şişe bırakmamak şehir ahlakıdır. Toplu taşıma aracında koltuğu kirletmemek şehir ahlakıdır. Ve bütün bunların ortak adı: "Kamuya saygıdır!"
Ahlaksızlığın ve saygısızlığın da yeri Diyarbakır olmamalıdır... Çünkü belediye personelinin emeği de kamusal bir değerdir. Sabahın erken saatlerinde elinde süpürgesiyle sokağa çıkan insanın emeğine saygı göstermek zorundayız.
Dünyanın dört bir yanından insanların Diyarbakır'ı görmek için geldiğini düşünelim. Bir turist Sur'a geliyor. Tarihi bir yapıyı görmek istiyor. Fakat etrafında plastik şişeler, yiyecek ambalajları ve gelişigüzel atılmış çöpler görüyor. O turist Diyarbakır hakkında ne düşünecek? Sadece belediyeyi mi eleştirecek? Hayır. Bütün şehir hakkında bir kanaat oluşturacak.
Velhasıl kelam, Diyarbakır bizim evimizse, çöpümüzü de kendi evimizin ortasına atmayalım....
Sevgili okurlarım, bir sonraki yazımızda görüşmemiz dileğiyle. Hoşça kalın...