Sevgili okurlarım, geçtiğimiz günlerde Kürtçe müzik üzerine çalışmalar ifa eden isimlerden biri olan Raperin, Kürtçe müziği bıraktığını duyurmuş, kamuoyu ise ikiye bölünmüştü.
Bir grup Raperin'in bu tavrına tepki gösterirken, bir grup ise Raperin'in haklı olduğunu savunmuştu. Ancak esas olarak baktığımızda, Kürtçe müzik sanatı bir kerede bırakılacak kadar basit bir unsur mudur? Bugünkü yazımızda Kürtçe müzik sanatını ifa etmek için vatanlarından sürgün edilen ya da yoksulluk içerisinde hayata gözlerini yuman sanatçılardan, dengbejlerden söz edeceğiz...
RAPERİN BU KARARI NEDEN ALDI?
Öncelik olarak Raperin'in Kürtçe müziği bırakmasındaki sebepleri, kendi ağzıyla bir dinleyelim...
Raperin, 16 yıllık müzik kariyeri boyunca linç kültürü, kurumsal engellemeler, destek eksikliği ve ekonomik zorluklarla karşı karşıya kaldığını söylüyor. Yaşamından da söz eden Raperin, İzmir'de büyüdüğünü ve Kürtçeyi sonradan öğrendiğini anlatıyor;
"Ana dilimi bilmeden başladım. Sırf Kürtçe müzik yapabilmek için bu dili öğrendim ve 16 yılımı buna verdim." diyor.
Keza beraberinde kendi bestelerinin yeterince dinlenmediğini, yalnızca seslendirdiği cover çalışmalarının ilgi gördüğünü dile getiriyor. Akabinde kendi konserlerine yönelik ambargo uygulandığını iddia ediyor. Raperin'in en çarpıcı sözü ise, Kürt toplumunda sanatçılara yeterince değer verilmediği unsuru. Çünkü Raperin, çok sayıda sanatçının emek vermesine rağmen yalnızca birkaç ismin destek gördüğünü söylüyor.
Raperin sözlerinin devamında, "Ne kurumlar destek oluyor ne halk. Biz bu müziği kime yapıyoruz?" diye tepki gösteriyor. Menajerlerin hışmına uğradığını aktarıyor. Kürtçe müzikten geçimini sağlamadığını iddia ediyor. Sözlerinin sonunda ise, "Kürtçe müziği bırakıyorum ama müziği bırakmıyorum. Türkçe, İngilizce, Farsça ya da başka bir dilde üretmeye devam edeceğim" diyor.
Peki, bir de Kürtçe müzik için bedel ödeyen, vatanlarından sürgün edilen, açlık ve yoksulluk içerisinde yaşayan isimlere bakmaya ne dersiniz?
1- ARAM TİGRAN
Bir çoğumuz, "Dünyaya bir daha gelsem; ne kadar tank, tüfek ve silah varsa hepsini eritip saz, cümbüş ve zurna yapacağım." sözünü işitmiştir. Ancak bu sözün sahibini kimse bilmez. Bu sözün sahibi, Kürtçe müzik sanatına sayısız eser kazandıran isim olan Aram Tigran'dan başkası değildir. Aram Tigran bir Ermeni sanatçısı olmasına rağmen ömrünü Kürtçe müziğine ve sanatına adamıştır. Sanatçı, hayatı boyunca on bir albüm çıkardı. Aram, 230'u Kurmançça, 150'si Arapça, 10'u Süryanice, 8'i Yunanca şarkı okudu. 2009 Nevruz kutlamaları için geldiği Diyarbakır'da rahatsızlandı, sanatçıya kaldırıldığı hastanede anjiyo yapılmıştı. 6 Ağustos 2009 tarihinde Yunanistan'da tedavi gördüğü hastanede beyin ölümü gerçekleşti ve 8 Ağustos 2009 tarihinde öldü. Vasiyeti Diyarbakır'da defnedilmekti fakat Türkiye vatandaşı olmadığından isteği reddedildi ve Brüksel'de toprağa verildi.
2- ŞAKİRO
Şakiro, bugün yavaş yavaş değeri anlaşılan ama kendi döneminde hiçbir şekilde kadri kıymeti bilinmeyen isimlerden biriydi Şakiro. Özellikle son yıllarda Kürtler arasında güzel sesinden dolayı 'Kewê Ribat' (Rabat Kekliği) ve 'Şahê Dengbêjan' (dengbejlerin şahı) olarak anılmaktadır. Aynı zamanda 'Şakirê Mezin' ya da 'Şakirê Bedih' adıyla da tanınır. 1959 yılında ailesi ile birlikte Adana'ya sürgüne gönderilmiştir. 1959-1966 yılları arasında, toplam 7 yıllık sürgün hayatından sonra 1966 yılında Muş'a dönen aile, 2 sene sonra yani 1968 yılında Erzurum Karayazı'ya yerleşir. Günlerce durmaksızın kelam söylemesiyle nam salan en büyük Kürt dengbêjlerinden birisidir. Sadece Ortadoğu'da değil, Kürtlerin bulunduğu her parzemin ve alanda tanınan bir-iki dengbêjden birisidir.
Sonra mı? 1996 yılında maddi sıkıntılar içerisinde İzmir'de hayatını kaybetmiştir. Mezarı İzmir Altındağ Merkez Mezarlığındadır. Ölmeden önce kendisiyle röportaj yapmak isteyen gazeteciye şöyle cevap vermiştir; "Bir Reso'muz vardı. Hepimizin ustası. Aç öldü."
3- EYŞE (AYŞE) ŞAN
Eyşe ya da Ayşe Şan, Kürtlerin gelmiş geçmiş en önemli kadın dengbêjlerinden biridir. Ailesinin müzikle ilgilenmesine karşı çıkması ve baskı yapması nedeniyle Diyarbakır'dan Gaziantep'e gitti. Kürtçenin yasak olması nedeniyle radyoda Türkçe şarkılar söyledi. 1963'te ekonomik sıkıntılar nedeniyle İstanbul'a göç etti ve orada Kürtçe ve Türkçe konserler vermeyi sürdürdü. İlk olarak ‘Ez Xezalım’ adlı parçayla ünlendi, daha sonra Kürtçe-Türkçe ilk kasetini çıkarttı. Ancak tanınmak, üzerindeki baskıları artırdı ve Türkiye'yi terk ederek Almanya'ya gitti. Orada 18 aylık kızı Şahnaz'ı kaybetti. Bir süre sonra üç çocuklu bir anne olarak İstanbul'a geri döndü. Bu kez, ailesinin baskılarının yanı sıra söylediği şarkılar nedeniyle de tehditler ile karşılaştı. 1979 yılında Bağdat'a gitti ve Bağdat'ın Sesi Radyosu'nda Eyşana Eli adıyla sesini duyurmaya başladı. Bağdat, Musul, Erbil, Duhok'ta konserler verdi. 18 Aralık 1996'da İzmir'de kanser nedeniyle öldü. Doğduğu şehre gömülmeyi vasiyet etti, ancak bu yerine getirilemedi. 18 Haziran 2025 tarihinde vasiyeti üzerine naaşı, memleketi Diyarbakır'a getirilmiş ve Yeniköy Mezarlığına defnedilmiştir.
4- AHMET KAYA
Bugün tartışmasız olarak Türkiye'nin yetiştirdiği en büyük sanatçılardan biri olan Malatyalı sanatçı Ahmet Kaya'nın, Kürtçe müzik sanatını ifa etmek istemesi nedeniyle öz vatanından sürgün edilme hikâyesini hepimiz biliriz.
Ahmet Kaya, 1999 yılında katıldığı bir ödül töreninde yeni albümünde Kürtçe bir şarkı söyleyeceğini ve buna klip çekeceğini açıklamasının ardından yoğun tepkiyle karşılaşmıştı. Açıklamasından sonra salonda protestolar yaşanmış; hakkında çeşitli davalar açılmış ve medyada yoğun bir hedef gösterme kampanyası başlamıştı. Yaşanan süreç nedeniyle Ahmet Kaya 1999 yılında Fransa'ya gitmiş, hakkındaki davalar ve oluşan atmosfer nedeniyle Türkiye'ye dönmemişti. Bu nedenle kamuoyunda onun durumu sıklıkla "sürgün" olarak anılmıştır. Hukuken devlet tarafından verilmiş resmî bir sürgün cezası bulunmasa da, ülkesine dönememesi nedeniyle birçok kişi ve araştırmacı bu dönemi fiilî bir sürgün olarak nitelendirmiştir. Sonra mı? Ahmet Kaya, 16 Kasım 2000'de Paris'te kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.
SON OLARAK EKLEMEK İSTEDİKLERİM
Evet, sevgili okurlarım;
Elbette ki Raperin'in kararına saygı duymalıyız. Raperin, vicdani anlamda aldığı kararı doğru buluyorsa, saygı duymaktan başka bir şey yapabilir miyiz, pek tabii ki de hayır. Ancak buradan Raperin'e iki kelam etmek isterim. Raperin hanım, Kürtçe müzik sanatı seninle doğmadı ki, senin Kürtçe müziği bırakmanla da sona ersin...
Sevgili okurlarım, bir sonraki yazımızda görüşmemiz dileğiyle. Hoşça kalın...