Kıymetli okurlarım, bugün önemli bir konu hakkında ve gündemde sıkça yer alan bir mesele üzerine köşe yazısı yazma gereksinimi duydum.

Bilindiği üzere son dönemlerde Diyarbakır madde bağımlılığı üzerine sıkça gündemde. Özellikle bu konuda medyanın ve STK'ların sınıfta kaldıklarını düşünüyorum. Çünkü kabul etmemiz gereken bir gerçek var: Uyuşturucu Diyarbakır'ın bugünkü sorunu değildir.

Bu şehrin uyuşturucuyla mücadelesi dün de vardı, bugün de var. Yarın da bu mücadele devam edecek. Değişen ise yalnızca uyuşturucunun kendisi değil; ona ulaşma biçimi, satıcının yöntemi ve hedef kitlesine ulaşabildiği mecralar. Eskiden uyuşturucu satıcısı daha çok sokağın karanlık köşelerinde, belli mekânlarda veya belirli çevrelerde aranırken bugün karşımızda çok daha farklı bir tablo bulunuyor. Artık uyuşturucu satıcısının gençlere ulaşmak için sokağa çıkmasına bile gerek kalmayabiliyor.

Bir telefon, bir kullanıcı adı, kapalı bir grup, şifreli bir mesajlaşma uygulaması… Ve mesele artık yalnızca asayiş problemi olmaktan çıkıyor. Bu, aynı zamanda dijital bir güvenlik ve toplum sağlığı problemine dönüşüyor. Sokaktan ekrana taşınan tehlike...

Telegram, WhatsApp, Facebook ve benzeri dijital platformlar milyonlarca insanın günlük hayatının bir parçası. Bu platformların kendisini doğrudan uyuşturucuyla ilişkilendirmek elbette doğru değil. Ancak internetin anonimlik, kapalı gruplar ve hızlı iletişim imkanları, suç örgütleri açısından yeni fırsatlar oluşturabiliyor. Uyuşturucu ticareti yapanlar da teknolojinin sunduğu bu imkânlardan yararlanabiliyor. Burada devletin karşısında yeni bir mücadele alanı ortaya çıkıyor:

Dijital uyuşturucu ticareti.

Dolayısıyla uyuşturucuyla mücadele artık sadece mahalle, sokak, okul çevresi ve eğlence mekanlarında yürütülemez. Siber dünyanın da bu mücadelenin önemli bir cephesi olduğu kabul edilmelidir. Çünkü bugün bir gencin uyuşturucuyla ilk temas noktası, yaşadığı mahallenin bir sokağı değil; cebindeki telefon olabilir.

Diyarbakır'da mücadele var, fakat mücadele sürekli yenilenmek zorunda. Diyarbakır Valiliği son yıllarda bağımlılıkla mücadeleyi farklı kurumların katılımıyla yürütüyor. Bunlar küçümsenecek çalışmalar değildir. Devletin güvenlik ayağındaki kararlılığı önemlidir. Ancak uyuşturucuyla mücadele satıcıyı yakalamak yetmez. Mamafih bu zor süreçlerde aileler yalnız bırakılmamalıdır. Uyuşturucu meselesinin belki de en acı tarafı, bütün ailesini etkilemesidir. Bir anne çocuğunun değişimini fark eder ama ne yapacağını bilemeyebilir. Bir baba çocuğunun arkadaş çevresinden şüphelenir ama nereye başvuracağını bilmiyor olabilir. Bazı aileler ise toplumsal baskı nedeniyle yardım istemekten çekinebilir. Filhakika Diyarbakır'da ailelere yönelik bağımlılık danışmanlığı daha görünür hale getirilmelidir.

Okulların çevresi kadar dijital çevresi de korunmalıdır. Bugün okul güvenliği denildiğinde sadece ama sadece okulun kapısının önündeki güvenlik akla gelmemelidir. Çocuğun okuldan çıktıktan sonra elindeki telefonla girdiği dijital dünya da güvenli olmalıdır. Keza Diyarbakır'da okullarda yürütülen bağımlılık eğitimlerinin kapsamı genişletilmelidir. Beraberinde öğrencilere sadece uyuşturucunun zararları anlatılmamalıdır. Dijital tuzaklar da anlatılmalı ve bu konuda uzmanlarca konferanslar, seminerler, çalıştaylar meydana getirilmelidir.

Bu noktada ailelere de çok iş düşüyor. Ha keza en büyük sorumluluk da onların. Sahte arkadaşlıklar… Kapalı gruplar… Uyuşturucuyu normalleştiren içerikler… Bağımlılığı özendiren sosyal medya hesapları… Kolay para vaatleri… Ve gençleri uyuşturucu ticaretinin içine çekmeye çalışan dijital yapılar… Çocuk, uyuşturucunun ne olduğunu bilmek kadar, uyuşturucuyla kendisine nasıl ulaşılabileceğini de bilmelidir.

Bu noktada vatandaşlara da çok iş düşüyor. Mahalle aralarında ya da park, bahçe, sokak aralarında "madde bağımlılığına karşı geliyoruz" gibi sözleri söylemek yerine, dijital mecralarda uyuşturucu satışı ve özendirmesiyle ilgili ihbarların hızlı biçimde kamu kurum kuruluşlarına sağlanmalı, siber suç birimleriyle koordinasyonu güçlendirilmeli, gençlerin karşılaştığı yeni yöntemleri takip etmeli ve elde edilen veriler doğrultusunda mahallelerine vicdani bir katkı sunabilmelidir. Elbette bunu yaparken kişisel verilerin korunması, hukuki süreçler ve temel haklar titizlikle gözetilmelidir. Amma velakin dijital dünya suçlular açısından gerçek bir alan haline geldiyse, devletin denetim ve mücadele kapasitesinin de aynı hızla gelişmesi gerekir.

UYUŞTURUCU VE MADDE BAĞIMLILIĞINA KARŞI VERİLMESİ GEREKEN MÜCADELELERDEN BAZILARI DA ŞÖYLE OLUŞMALIDIR

Diyarbakır'da her mahallenin problemi aynı olmayabilir. Bazı bölgelerde okul çevresi riskli olabilir. Bazı bölgelerde genç işsizliği daha belirgin olabilir. Bazı bölgelerde sokak satıcılığı öne çıkabilir. Bazı bölgelerde ise dijital erişim daha büyük bir tehdit oluşturabilir. Bu nedenle mahalle bazlı bağımlılık risk haritaları hazırlanmalıdır. Çünkü veri olmadan mücadele, çoğu zaman yalnızca tahmin üzerinden yürür. Gençlere yalnızca “uyuşturucu kullanma” demek yetmez. Bir gence uyuşturucu kullanmamasını söylemek kolaydır. Asıl mesele, ona neden kullanmaması gerektiğini ve uyuşturucunun yerine ne koyabileceğini gösterebilmektir.

DEVLETİN VE BELEDİYENİN YAPMASI GEREKENLER

Bu noktada devlet kurumları ve belediye ekipleri şu konular üzerine çalışmaları hızlandırmalıdır: Spor… Sanat... Kütüphane… Sinema… Müzik… Meslek edinme… Gönüllülük… Gençlik merkezleri… Üniversite ve meslek eğitimi… Üretim… Aidiyet…

Bir gencin hayatında anlamlı uğraşlar çoğaldıkça, onu uyuşturucuya sürükleyen boşlukların da azalacağı unutulmamalıdır. Bu nedenle uyuşturucuyla mücadele bir gençlik politikası konusudur. Bir şehrin gençlerine gelecek de sunmak gerekir.

MEDYANIN YAPMASI GEREKENLER

Bu noktada medyanın da sorumluluğu var. Burada gazetecilere ve medya kuruluşlarına da önemli bir görev düşüyor. Uyuşturucu haberleri hazırlanırken bağımlılığı özendirecek görüntülerden, yöntem tariflerinden veya satıcıların reklamına dönüşebilecek ayrıntılardan kaçınılmalıdır. Ancak sorun da görünmez hale getirilmemelidir. Medya, uyuşturucuyu bir tek “operasyon haberi” olarak görmemelidir. Bir operasyonun arkasındaki toplumsal nedenleri araştırmalıdır. Ailelerin yaşadıklarını anlatmalıdır. Tedavi süreçlerini incelemelidir. Gençlerin sorunlarını dinlemelidir. Uzmanların görüşlerine yer vermelidir. Diyarbakır'ın çocukları hepimizin çocuklarıdır. Uyuşturucu meselesi üzerinden Diyarbakır'ı karalamak da doğru değildir. Uyuşturucuyu yok saymak da doğru olmaz. Bu şehir, tarih boyunca nice zorluğun üstesinden gelmiş bir şehirdir. Bugün de meseleye korkuyla değil, akıl, bilim, hukuk ve toplumsal dayanışmayla yaklaşmak gerekiyor. Devlet satıcıya karşı kararlı olmalıdır. Siber suç birimleri dijital ağların peşinden gitmelidir. Savcılık ve güvenlik güçleri koordinasyonu güçlendirmelidir. Sağlık kurumları tedavi kapasitesini geliştirmelidir. Okullar erken uyarı ve bilinçlendirme mekanizmalarını güçlendirmelidir. Yerel yönetimler gençlere spor, kültür ve sosyal yaşam alanları sağlamalıdır. Sivil toplum kuruluşları ailelerin yanında olmalıdır. Medya ise meselenin takipçisi olmalıdır. Ve en önemlisi de aileler yalnız bırakılmamalıdır.

Diyarbakır'ın çocuklarını korumak için artık sokaklardan ziyade, ekranları da güvenli hale getirmek zorundayız. Çünkü uyuşturucuyla savaşın yeni cephesi artık yalnızca mahalleler değil, dijital dünyadır. Bu savaşın kaybedilmesi halinde kaybedilecek olan birkaç insan değil, bir şehrin geleceğidir.

Sevgili okurlarım, bir sonraki yazımızda görüşmemiz dileğiyle. Madde bağımlılığına karşı mücadeleyle kalın...