Yıllardır Diyarbakır denince zihinlere kazınan "iki peygamber" ezberi, bu toprakların sunduğu manevi zenginliği aslında eksik bırakmaktadır.
Diyarbakır denildiğinde akla ilk gelen Eğil ilçesinde baraj sularından son anda kurtarılan kabirleriyle Hazreti Zülkifl ve Hazreti Elyasa peygamberler gelir. Şehirde yaşayan ya da şehri ziyaret eden pek çok insan, bu mübarek zatlar sebebiyle Diyarbakır’da yalnızca iki peygamber kabri olduğunu düşünür. Oysa asırlar boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış olan bu kadim coğrafyada, henüz yeterince bilinmeyen çok özel bir manevi durak daha bulunmaktadır.

İnsanlığın İlk Atasının Torunu: Hazreti Enüş Peygamber
İşte bu az bilinen mukaddes emanetlerden biri, Eğil’deki o bilinen manevi gölgenin ötesinde, Ergani ilçesine bağlı Otluca köyünde sessizce varlığını sürdürmektedir. Bu kutsal miras, insanlığın ilk atası Hazreti Adem’in soyundan gelen ve neslinin devamında kilit bir yere sahip olan Hazreti Enüş Peygamber’e aittir.
Tarihsel ve inançsal kaynaklarda adı geçen Hazreti Enüş’ün türbesi, Ergani’nin bu sakin köyünde yüzyıllardır rüzgârın ve zamanın süzgecinden geçerek bugüne ulaşmıştır. Ne var ki, metropollerin gürültüsünden, turistik rotaların neon ışıklarından uzakta kalmış bu mübarek makam, hak ettiği ilgi ve bilinirliğe hâlâ kavuşabilmiş değildir.
İnanç turizmi açısından Türkiye’nin en zengin potansiyeline sahip olan Diyarbakır, sadece surlarıyla, ciğeriyle, tarihi evleriyle değil; etrafına yaydığı bu derin manevi iklimle de keşfedilmeyi bekliyor. Yolu bir gün Ergani’den geçen, o coğrafyanın taşına toprağına sinmiş tarihi solumak isteyen herkesin uğraması gereken saklı bir duraktır Otluca…
Gelin, bu kadim ezberi değiştirelim. Diyarbakır’ın sadece iki değil, asırlar ötesinden seslenen üç peygamberin mukaddes hatırasını barındırdığını, bu topraklarda maneviyatın köklerinin insanlık tarihi kadar eski olduğunu daha gür bir sesle anlatalım. Çünkü bu topraklar, unutulmayı değil, hatırlanmayı ve hak ettiği değeri fazlasıyla hak ediyor.