Diyarbakır’da yaz demek, termometrelerin 40 dereceyi aştığı, nefes almanın bile zorlaştığı bir ateş çemberi demektir.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Zabıta ekiplerinin yaptığı denetimlerde; çalışma ruhsatını yenilemeyen, eksik, kırık ve yıpranmış koltuklarla yolcu taşıyan ve en önemlisi bu kavurucu sıcaklarda klima açmayı "lüks" gören 3 minibüs trafikten geçici süreliğine men edildi.
Yıllarca "Klima bozuk", "Gazı bitti", "Motoru zorluyor" gibi bahanelerin arkasına sığınıldı. İnsanlar balık istifi, havasız ve adeta hareket eden bir fırının içinde evlerine, işlerine gitmeye mahkûm edildi. Üstüne bir de kırık, yıpranmış koltuklar ve eksik donanımlarla yolcu güvenliği hiçe sayıldı.
Parasını kuruşu kuruşuna ödeyen vatandaş, hak ettiği insani konforu hiçbir zaman tam anlamıyla alamadı.
Toplu taşıma, sadece bir insanı bir noktadan diğerine taşımak değildir. Toplu taşıma, bir şehrin medeniyet seviyesidir, insana verilen değerin aynasıdır. Kimsenin, halkın parasını alıp ona "üçüncü sınıf vatandaş" muamelesi yapmaya, bu sıcakta insanları canından bezdirmeye hakkı yoktur.
Bu yüzden zabıta ekiplerinin gerçekleştirdiği bu kararlı operasyon, sadece bir denetim değil, vatandaşa iade-i itibardır.
Kurallara uymayan, eksiklerini gidermeyen araçların o eksiklikler tamamlanana kadar trafiğe çıkarılmayacak olması, bu şehirde artık "öylesine" denetim yapılmadığının, hatır gönül ilişkilerinin işlemediğinin en somut göstergesidir.
Buradan yetkililere çağrımızdır: Lütfen bu denetimler üç araçla sınırlı kalmasın, bir defalık bir şov gibi unutulmasın. Diyarbakır’ın her caddesinde, her hattında bu kararlılık sürdürülsün. Kurallara uyan, yolcusuna saygı duyan esnaf başımızın tacıdır; ancak vatandaşı hiçe sayanlara da bu şehrin yollarında yer olmamalıdır.
Ulaşımda konfor, bir lüks değil; bu şehrin insanının en doğal hakkıdır. Çizgiyi aşanlar, aynaya bakıp kendilerine çeki düzen vermelidir.