Bayanlar belli günlerde, evimizin arkasından akmakta olan haram suya gelerek üzerinden yedi defa atlarlardı, muratları, dilekleri olsun diye... İnşallah olmuştur diyelim. Kimbilir?
Suyun tarihçesine gelince; elde edebildiğim bilgilere göre, İki bin yıl önce Ayn-ı Zeura (Ayn: Göz, göze, Zeura: Beyaz, parlak) isimli bir içme suyu kaynağı varmış bu bölgede. İsa’dan sonra 5. yüzyılda aynı isimle bu kaynağın üzerine bir kilise inşa edilir. Urfa Metropoliti Mar Şem’un 629 yılında, Antakya Patriği Mar Yuhannon ise 649 yılında ölür. Cenazeleri öldükleri yerlerden getirtilerek bu kilise civarına gömülür.
Yıllar sonra bu yapı yıkılır, yeri arsa haline dönüşür. Ve Ayn-ı Zeura ismi de Ayn-i Zülal’e (zelal, berrak, parlak,saf, tatlı, hafif, güzel, soğuk su, cennette akan bir su) çevrilir.
1970’lerde “Türk Süryanileri Tarihi” eserini yazan Horepiskopos Aziz Günel de bu bilgileri doğrulayacak yakınlıkta bilgiler verir ve şöyle yazar: “Mar Zuoro İsa’dan sonra 521’de yaşamış bulunan ve azizlerden sayılan mümtaz bir kişiliktir. Adına izafeten Diyarbakır Surlarındaki “Urfa kapı” geçitlerini de ihtiva eden büyük bir kilise kurulmuştu. Ayn-ı Zeura ismi, bu kiliseye ait bir su kaynağı olmasından da kaynaklanabilir.
Artuklularca bu kilise türbeye dönüştürülmüş ve ismi de “Sarı Sadık”, “Sarı Saltuk” olmuştur.
Mustafa Akif Tütenk, Diyarbakır suları ile ilgili makalesinde; Diyarbakır sularını, sur içindeki kaynaklar ve şehre dışarıdan getirtilen membalar olarak ikiye ayırır.
Sur içindeki Ayn-ı Zülal (Aynzele, Balıklı), Ali Dede ve Kal’a suyu olmak üzere üç kaynağın varlığını ifade eder. Çift Kapıdaki Ayn-i Zülal (Anzele) suyu İç Kale (Kal’a) suyundan daha büyük ve bol olup birçok caminin ihtiyacını giderdikten sonra (Mardin Kapı’daki) Sultan Şuca Çeşmesi’ne kadar varmaktadır.