1874 tarihli Diyarbakır Salnamesi incelendiğinde görülür ki; şehirde (sur içinde)

 

       

130 çeşmenin varlığı söz konusudur. Bugün geriye dönüp baktığımızda bu çeşmelerden hemen hiçbirinin yaşamıyor olması ilginçtir. Bir kısmının yerinde eskiden çeşme olduğuna dair fiziki yapılar olmakla birlikte (İçkalede AslanlıÇeşme, Mardin Kapı’da Hatun Kastal) suları akmamaktadır. Arbedaş’taki, Arbedaş kaynağı

ise özel bir şahıs tarafından etrafına küçük bir havuz yapılarak ticari amaçla kullanılmaktadır. Üzerindeki kitabenin ise kimse farkında dahi değildir.

          Diyarbakır 1950’lere kadar Sur içinde yerleşikti.Anzele’nin de Sur içindeki üç su kaynağından biri olduğu dikkate alınırsa Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nin Diyarbakır’la ilgili bölümündeki anlatılarının önemi daha net anlaşılır. Çelebi’nin sözlerini günümüz Türkçe’sine aktardığımızda ortaya şunlar çıkıyor:

          “Balıklı, şehirde önemli bir kaynaktır. Eski bir havuza akıp içinde binlerce

çeşit balık bulunur. Ama kimsecikler de avlamaya cesaret edemezler.

Bu balıkları avlamaya yeltenen birkaç kişi felç olup ağızları ve burunları eğilmiştir.

Bağdat Fatihi Sultan Murad Han (1623-1640), Bağdat’ı fethedip (1638) bir dolu insanın başını ateşle tıraş ettiğinde bu balıklar kendiliğinden yaralanıp havuz kan deryasına dönmüştür.