İnsanlar yaşadıkları ortama uyum sağlamak zorundadır. Hem çevresel koşullara hem de sosyal koşullara. Çevresel koşullara uyum sağlamadığımız takdirde; Doğa en acımasız şekilde insanı uymaya zorlar.
Sosyal olarak da uyumsuzlar en acımasız şekilde dışlanıp yanlızlaştırılırlar.
Aslında insanlar en az doğa kadar acımasızdırlar.
Doğanın acımasızlığı hava koşulları, yer hareketleri ve denizlerin yükselmesiyle kendini gösterirken, insanların acımasızlığının sayısız çeşidi vardır.
İnsanlığın acımasız tarafı çocukluktan başlar nasıl yoğrulursa öyle büyür. Doğa ise öngörülebilirdir ve önlem alınabilir.
Ancak insan doğası doğru yönlendirilip iyi eğitilmediği takdirde öngörülemez tahribatlara sebebiyet verir.
Doğanın verdiği tahribatlar onarılabilirken insanın verdiği tahribatların onarılması bazı zaman mümkün olmayabilmektedir.
Doğa'da hiçbir şey kendisi için yaşamaz.
Mesela; Nehirler kendi suyunu içemez,
Toprak kendisi için doğurmaz,
Rüzgar, kendisi için esmez,
Ağaçlar, kendi meyvelerini yiyemez,
Doğa'nın Anayasasında, ilk madde şudur;
Birbiri için yaşamak doğanın kanunudur.
İnsanoğlu ise hep kendi için yaşar.
İnsanoğlu bencildir,
İnsanoğlu, paylaşımcı değildir.