Hz. Süleyman Camii’nin şehitliğe bakan penceresinin yanına Mustafa Asım’ın şu manzumesi asılmıştır: “Ey şahidanın Süleyman-ı muazzam mefhari Hazret-i Seyf-i Huda’nın necl-i a’zam serveri Kahraman fatihi sensin bu şehr-i Amid’in Ceyş-i paki evliyanın müntehab seraskeri
Böyle bir sur-i metin içre yapılmış beldeyi
Zabt u teshir eyledin bir günde ey din rehber
Hazret-i Haydar misali kal’a Hayber gibi
Bir cihad ettim ki dilşad eyledin Peygamberi
Bahtiyardır belde halkı minnetinle serteser
Mazhar-ı gufran-ı Rahman oldu kabrin makberi
Zairine bahşeder envar-ı misk u anberi
Ya İlahi gazi-i Sultan Süleyman aşkına
Bahşkıl müştakına uhrada ab-ı kevseri
Her gelen züvare minnet eylerim adab ile
Fatiha ihlası takdim eylesinler her biri
Bu mukaddes mescid içre farzını ifa eden
Abidine müjdeler olsun cinandır yerleri
Ey! sipehdar-ı gaza senden tazarru eylerim
Kıl şefaat Asım-ı şeydaya ruz-i mahşeri.”
Sözü edilen cami ve sahabe türbeleri, H.1288 (1871-1872) yılında Diyarbakır Valisi Kurt İsmail Paşa 1875 yılında Diyarbakır Valisi Ahmet Tevfik Paşa tarafından onarıldı. H.1319 (1901-1902) yılında ise, Vali Halid Bey’in desteğiyle hem Kale Cami-i Şerifi ve hem de cami vakfına ait olan kale değirmeni tamir edildi.
Cami vakfı hakkında 1518 tahririnde herhangi bir kayıt mevcut değildir.1564 tahririnde yer alan kayıtlara göre vakfın gelirleri tamamen gayri menkul kiralarından oluşmaktadır. Aynı dönemde giderlerin tamamının da personel maaşlarına ait olduğu görülmektedir.
16. yüzyılın son çeyreğine gelindiğinde, vakfın senelik giderlerinde 1/3 oranında bir yükselme söz konusudur. Caminin vakfı, 16. yüzyıldan 20. yüzyılın ortalarına kadar aktif olarak faaliyetini sürdürmüştür.
Diyarbakır’ın Müslümanlar tarafından fethinden günümüze kadar önemini kaybetmeyen ve halkın maneviyat aleminde değerini fazlasıyla koruyan bu sahabe türbeleri, Diyarbakır’ın manevi sembolü olup, yılda 100.000 kişi tarafından ziyaret edildiği belirtilmektedir.