Türkiye’de en büyük sorunlardan biri eğitim değilmiş gibi davranılıyor. Oysa gerçek tam tersi. Sorun, eğitimin olmaması değil; eğitimin var yeterli olmamasıdır.
Her yıl milyonlarca öğrenci okullardan mezun oluyor. Diplomalar dağıtılıyor, sınavlar yapılıyor, sistem işliyor gibi görünüyor. Ama ortada ciddi bir gerçek var: Bu sistem insan yetiştirmiyor. Bugün üniversite mezunu bir gençle konuştuğunda, çoğu ne yapmak istediğini bilmiyor. Ne düşündüğünü tam ifade edebiliyor, ne de bir konuda derinleşmiş durumda. Çünkü sistem ona düşünmeyi değil, ezberlemeyi öğretiyor.
Bir öğrenci 12 yıl boyunca okula gidiyor ama hayatla ilgili temel becerilerden yoksun kalıyor. Para yönetimini bilmiyor, iletişim kuramıyor, krizle baş edemiyor. Ama matematikte hangi formülü nerede kullanacağını ezbere biliyor. Peki bu, gerçek hayatta neye yarıyor?
Sorun şu: Eğitim sistemi bilgi yüklüyor ama karakter inşa etmiyor. İnsan yetiştirmiyor, sadece sınav kazanan bireyler üretiyor. Ve o sınav bittiği anda, çoğu insan ne yapacağını bilemez hale geliyor.
Daha da ilginci, bu durum kimseyi şaşırtmıyor. Herkes bunun farkında ama kimse çözüm üretmiyor. Çünkü sistem değişirse, alışkanlıklar bozulacak. Ve insanlar alışkanlıklarını değiştirmek istemiyor.
Öğretmenler müfredatı yetiştirmeye çalışıyor, öğrenciler sınavı geçmeye çalışıyor, aileler çocuklarının bir yere “yerleşmesini” istiyor. Ama kimse şu soruyu sormuyor: Bu çocuk gerçekten bir şey öğreniyor mu?
Eğitim artık bir amaç değil, bir süreç haline geldi. Okula git, sınava gir, mezun ol. Bu döngü tamamlanınca başarılı sayılıyorsun. Ama ortada gerçek bir başarı yok.
Bugün işverenler bile şunu söylüyor: “Diploma yetmiyor.”
Çünkü diploma var ama donanım yok.
Ve bu durum her geçen yıl daha da büyüyor. En tehlikelisi ise şu: İnsanlar artık bunu kabullenmiş durumda. “Sistem böyle” deyip geçiliyor. Kimse kökten bir değişim istemiyor. Çünkü herkes bir şekilde bu düzenin içinde yerini bulmuş.
Ama bu düzen sürdürülebilir değil.
Eğer bir ülke gençlerini gerçekten yetiştiremiyorsa, o ülkenin geleceği de güçlü olmaz. Çünkü gelecek, sadece sayılarla değil, nitelikle kurulur. Bugün mesele kaç kişinin okuduğu değil, kaç kişinin gerçekten düşündüğüdür. Ve bu sorunun cevabı pek iç açıcı değil.