Suriye’de sivillere yönelik saldırılar dünya gündeminde yer alırken, Kürt nüfusunun yoğun olduğu Diyarbakır’da da insanların gündemleri arasında…

Savaşlar, çatışmalar, siyasi anlaşmazlıklar... Coğrafyamızın kaderi maalesef barut kokusuyla yazılmış. Ancak tarih boyunca bu topraklarda kılıç kılıca gelmenin bile bir raconu, bir ahlakı vardı. Düşmanın ölüsüne saygı, yiğidin şanındandı.

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyaya düşen ve Halep’ten, yani burnumuzun dibinden gelen o görüntüler, işte bu kadim ahlakın nasıl ayaklar altına alındığını yüzümüze tokat gibi çarptı.

Görüntüleri izlemeye yürek dayanmıyor. Halep’in Şeyh Maksut mahallesinde, bir kadının cansız bedeni, bir binanın balkonundan aşağı atılıyor. Olayın vahameti sadece bir canın yitip gitmesi değil; bir insanın, bir kadının ölü bedenine yapılan o korkunç saygısızlık.

İşin en can alıcı ve düşündürücü kısmı ise failin kimliği.

Kaynaklar, bu vahşeti gerçekleştiren kişinin o toprakların çocuğu olmadığını, Suriyeli bile olmadığını, Mısırlı radikal bir yabancı savaşçı olduğunu işaret ediyor. Bakın burası çok önemli.

Bu coğrafyanın insanı; Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla birbirine kızabilir, hatta ne yazık ki savaşabilir. Ama bu toprağın hamurunda, ölüye eziyet etmek yoktur. Bu vahşet, bizim kültürümüze, inancımıza ve genlerimize dışarıdan enjekte edilen zehirli bir zihniyetin ürünüdür. O balkondan atılan sadece bir kadının bedeni değil; bu coğrafyanın vicdanıdır, merhametidir.

Meseleye siyasi gözlüklerle bakıp “Ama o da şu üniformayı giyiyordu” demek, insanlığımızı askıya almak demektir. Yargılamak, ceza vermek hukuk sistemlerinin ve devletlerin işidir; ancak savunmasız, cansız bir bedeni aşağılamak, hiçbir “haklı dava”nın parçası olamaz. Türk yargı sistemi de, evrensel hukuk da, İslam fıkhı da ölüye saygıyı emreder.

Mısırlı bir fanatiğin gelip bizim sınırımızın hemen ötesinde, bir Kürt kadınının cenazesine bunu yapması, aslında tüm bölge halklarına verilmiş bir mesajdır. “Benim olduğum yerde ne hukuk, ne töre, ne de insanlık geçerlidir” mesajıdır bu.

Her zaman söylüyorum; terörün, şiddetin ve vandallığın kimden geldiğine bakılmaz. Ama bu olayda, dışarıdan gelen ithal bir nefretin, komşumuzun cenazesine yaptığı eziyeti görmezden gelemeyiz.

O kadın birinin kızıydı, belki birinin kardeşiydi. Siyasi görüşünü, üniformasını bir kenara bırakın. Ortada insan onuruna yapılmış alçakça bir saldırı var.

Bu vahşeti yapan o “yabancı” el, sadece o kadını değil, hepimizin içindeki insanlığı o balkondan aşağı itmeye çalıştı. Tutunacak tek dalımız ise, kimliğine bakmaksızın “Bu yanlıştır, bu haramdır, bu zulümdür” diyebilen ortak vicdanımızdır.

Bırakın o Mısırlı kendi karanlığında boğulsun; biz bu topraklarda ölüye saygıyı, diriye merhameti yaşatmaya, insan kalmaya devam edelim.