Mücadele Gazetesi’nin manşetlerine baktığımda, şehrin o kadim yüzüyle modern sancılarının nasıl bir sarmal oluşturduğunu görüyorum.

Bir yanda 470 yıllık caminin sular altında kalışı, diğer yanda surlara takılan ve tartışmaları beraberinde getiren o "LED" ışıklar...

Taşın ruhu mu, ışığın şovu mu? Gazetede okuduğum "Surlara LED ışık takıldı" haberi, aslında bir estetik meselesinden çok daha fazlasıdır. Servet-i Fünun estetiğinde "tasvir" neyse, Diyarbakır için de "taş" odur. Biz o taşları sadece birer savunma hattı olarak görmedik hiç; onlar bizim bin yıllık hafızamızın, acılarımızın ve sevinçlerimizin dilsiz şahitleridir. Şimdi o kadim taşları modern ışıklarla "süslemek", sanki asırlık bir bilgenin yüzüne ağır bir makyaj yapmak gibi duruyor. Şehir, kendi doğal ışığını; yani Hevsel’den süzülen sabah güneşini ve Sur’un dar sokaklarındaki gölge oyunlarını özlüyor.

Suların altında kalan sadece bir camii mi? Haberde geçen "470 yıllık tarihi camii sular altında" ve "Ulu Cami lağım içinde!" başlıklarını okurken insanın yüreği sızlıyor. Sıkça vurguladığım o "ihmal" teması burada yeniden karşımıza çıkıyor. Diyarbakır’da taşlar unutmaz ama biz insanlar, o taşların bize fısıldadığı emanetleri unutmaya çok meyilliyiz. Bir yanda Valilik için görkemli yeni bina yerleri seçilirken, diğer yanda 470 yıllık bir mirasın feryadı yükseliyorsa; orada bir "bakış açısı" (kadraj) hatası vardır. Makro çekimde gördüğümüz o çatlaklar, aslında şehrin sosyal dokusundaki ihmallerin birer yansımasıdır.

Anzele’nin çocukları ve Amedspor’un Umudu Tüm bu karamsarlığın içinde, gazetenin bir köşesinde Anzele’de soğuğa meydan okuyan çocukları ve diğer köşesinde tribünleri ikiye katlayan Amedspor’u görüyoruz. İşte bu şehrin asıl "perspektifi" budur! Bir yanda dondurucu havada suyun içinde gülümseyen çocuklar, diğer yanda Süper Lig’e renk katacağı söylenen bir halkın tutkusu…

Hafıza ve Adalet elbette, zırhlı araçla hayatını kaybeden Şahin Öner davasındaki yeni gelişmeler... Mücadele Gazetesi’nin bu konuyu diri tutması, kentin adalet arayışının bir sembolüdür. Çünkü bu şehirde adalet, bazen bir mahkeme salonunda, bazen de bir taşın altındaki sessizlikte aranır.

Sonuç yerine; Manşetler bize şunu söylüyor: Diyarbakır, bir yanıyla tarihine yapılan hoyrat müdahalelere karşı suskun bir tepki veriyor, diğer yanıyla ekmeğin, etin ve ulaşımın artan fiyatlarına karşı sessizce direniyor. Ama ne olursa olsun; o 470 yıllık cami su altında kalsa da, surlara eğreti ışıklar takılsa da, bu kentin ruhu o "dört gözlü taş köprü" kadar sağlam, Hevsel kadar köklüdür.

Mesele, o ruhu ışıklarla örtmek değil, o ruhun asaletini koruyabilmektir. Çünkü taşın hafızası, insanın unutkanlığından her zaman daha büyüktür.