O gece saatler 04:17’yi gösterdiğinde sadece binalar yerle yeksan olmadı. Çocukların uykuları, annelerin duaları, babaların çaresizliği enkaz altında kaldı.
Maraş’tan Hatay’a, Adıyaman’dan Diyarbakır’a kadar uzanan o devasa yıkım, bize aslında ne kadar kırılgan bir düzenin içinde yaşadığımızı en acı şekilde hatırlattı.
Diyarbakır’da, o soğuk sabahın karanlığında sokaklara dökülen insanların gözlerindeki korku hala taze. Galeria Sitesi’nin önünde bekleyen umutlu bekleyişlerin, yerini nasıl bir yas deryasına bıraktığını unutmak mümkün mü?
Bizim coğrafyamızda acılar çabuk unutulur sanılır. Ama 6 Şubat öyle bir milat ki, ne kalbimiz ne de hafızamız buna izin veriyor. Anma törenlerinde dökülen karanfiller, yakılan mumlar sadece gidenleri geri getirmek için değil; bir daha aynı acıları yaşamamak adına verilmiş bir söz olmalı.
Sorumluluk: Enkaz sadece beton yığını değildi; liyakatsizliğin, denetimsizliğin ve "bir şey olmaz" zihniyetinin dışavurumuydu.
Dayanışma: O karanlık günlerde tek ışığımız, yurdun dört bir yanından akan kardeşlik eliydi. Ekmeğini bölen, battaniyesini gönderen, enkazın başında uykusuz sabahlayan o yüce gönüllü halkı selamlıyorum.
Bugün kaybettiklerimize rahmet diliyoruz. Ancak en büyük anma, geride kalanlar için güvenli şehirler inşa etmektir. Bir gazeteci olarak benim görevim, bu acının üstüne toprak atılmasına izin vermemek, ihmalleri sorgulamak ve her 6 Şubat’ta o enkazın altında kalan adaleti aramaya devam etmektir.
Sesimizi duyan var mıydı? O gün vardı. Bugün ise o sesin yankısını, değişmeyen gerçeklerle yüzleşerek sürdürmek zorundayız.
Ruhları şad, mekanları cennet olsun.