Tarım sigortası, çiftçiyi olası risklere karşı korumayı amaçlar. Kuraklık, don, dolu gibi afetler, üretimi tehdit eder; sigorta, bu risklerin finansal yükünü üstlenerek çiftçiyi güvence altına almalıdır. Ancak Türkiye’de mevcut uygulamada bu hedef çoğu zaman gerçekleşmiyor.
Sorun açıktır: Son üç yıl boyunca kuraklık veya don gibi afetlerden ciddi şekilde etkilenen bir köy, ilçe veya ilin ortalama verimi üzerinden hasar hesaplandığında, sigortalı haksızlığa uğrar. Hasarlı bölgelerin düşük verimi, sigortalıya ödenmesi gereken tazminatı azaltır ve sigortanın temel mantığı olan “risk karşılığında adil ödeme” ilkesini zedeler. Bu durum, sigorta sisteminin amacını tamamen sorgulatacak kadar ciddi bir sorun yaratır.
Özellikle kuraklık ve don gibi doğal afetler tüm bölgeleri etkileyebilir; bir köydeki veya ilçedeki tüm tarlalar aynı şekilde zarar görebilir. Bu durumda sadece hasarlı bölgelerin verim ortalamasını baz almak, tarlaların gerçek kaybını yansıtmaz ve sigortalıyı finansal olarak dezavantajlı hâle getirir. Her sigortalı, risk için prim ödemektedir; bu primin karşılığı adil bir şekilde ödenmediği sürece sistem güvenilirliğini kaybeder.
Oysa olması gereken yaklaşım nettir: Ürün kaybı, o ürünün Türkiye ortalama verimi üzerinden hesaplanmalıdır. Örneğin Türkiye genelinde kuru buğdayın ortalama verimi 450 kilogram olarak kabul edilirse, Diyarbakır veya Ankara’daki herhangi bir çiftçinin kaybı bu 450 kilogram referans üzerinden ölçülür. Bu yöntem, afetlerin etkisi ne olursa olsun sigortalının gerçekten korunmasını sağlar ve haksızlık ihtimalini ortadan kaldırır.
Türkiye ortalaması baz alındığında, mevsimsel farklılıklar veya lokal afetler, sigortalının lehine veya aleyhine aşırı etkiler yaratmaz. Bu yaklaşım hem bilimsel hem şeffaf bir sistem sunar; geçmiş yılların verileri, meteorolojik kayıtlar ve ürün verimleri kolaylıkla referans olarak kullanılabilir. Böylece hem devlet hem sigortalı, prim ve ödeme süreçlerini daha güvenli ve öngörülebilir bir şekilde yönetebilir.
Sigortanın özü budur: gerçek kaybı güvenilir ve adil bir şekilde ölçmek. Eğer referans verim sürekli hasarlı bölge ortalamasından alınırsa, sigorta işlevsizleşir ve güven kaybolur. Çiftçinin emeği ve riski, bu sistem içinde karşılığını bulamaz. Üstelik bu durum, sigortaya olan güveni sarsar ve prim ödeyen çiftçilerin motivasyonunu düşürür.
Türkiye’de tarım sigortası, bilimsel verilere dayalı ve Türkiye ortalama verimi üzerinden kaybı hesaplayan bir sistem hâline gelmedikçe, “koruma” kavramı sadece sözde kalmaya devam edecektir. Bu değişim, hem sistemin sürdürülebilirliği hem de çiftçilerin hakkaniyetli bir şekilde korunması için şarttır.