Kırmızı et, uzun yıllardır toplumda sağlıklı beslenmenin ve güçlü olmanın temel göstergelerinden biri olarak kabul edilmekte, hatta birçok sofrada ana öğünlerin vazgeçilmez unsuru olarak yer almaktadır.
Ancak günümüzde artan kronik hastalıklar, değişen yaşam tarzları, ekonomik koşullar ve çevresel kaygılar bu algının yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmakta ve kırmızı et tüketmek gerçekten gerekli mi, yoksa bu durum zamanla bir alışkanlık ve hatta abartıya mı dönüşmüştür sorusunu gündeme taşımaktadır.
Kırmızı et yüksek biyoyararlanıma sahip protein, demir, çinko ve özellikle B12 vitamini içeriğiyle besleyici bir gıda olsa da bu besin öğelerine olan gereksinim yaşa, kiloya, cinsiyete ve fizyolojik duruma göre değişmektedir.
Sağlıklı bir yetişkin için günlük protein ihtiyacı ortalama kilogram başına 0,8–1,0 gramdır ve bu miktarın tamamının kırmızı etten karşılanması ne gerekli ne de önerilmektedir. Biz diyetisyen ve doktor uzman görüşlerine göre toplam protein ihtiyacının en fazla yaklaşık üçte birinin kırmızı etten gelmesi yeterli kabul edilmektedir.
Bu doğrultuda örneğin 70 kg ağırlığında bir bireyin günlük protein gereksinimi yaklaşık 56–70 gram iken bunun yalnızca 15–20 gramlık kısmının kırmızı etten sağlanması, geri kalanının ise diğer hayvansal ve bitkisel protein kaynaklarıyla karşılanması daha dengeli bir yaklaşım sunmaktadır. Bu da haftalık toplamda ortalama 350–500 gram pişmiş kırmızı ete, yani haftada 2–3 porsiyona karşılık gelmektedir.
Çocuklar ve ergenlerde büyüme süreci nedeniyle protein ihtiyacı artsa da kırmızı etin haftada 2 porsiyondan fazla tüketilmemesi, yaşlı bireylerde ise sindirim sistemi ve kalp-damar sağlığı göz önünde bulundurularak porsiyonların daha da azaltılması uygun olacaktır. Buna karşın toplumda yaygın olan her gün et tüketme alışkanlığı, önerilen miktarların çok üzerine çıkılmasına ve doymuş yağ alımının artmasına yol açmakta; bu durum obezite, hipertansiyon, tip 2 diyabet ve kalp-damar hastalıkları riskini artırmaktadır.
Özellikle aşırı kırmızı et ve işlenmiş et tüketiminin bağırsak sağlığı üzerinde de olumsuz etkileri olduğu bilinmektedir; yüksek et tüketimi, posa alımının azalmasına, bağırsak mikrobiyotasının olumsuz yönde değişmesine ve uzun vadede bağırsaklarda polip oluşumu riskinin artmasına zemin hazırlayabilmektedir. İnsan bağırsak yapısının, liften zengin bitkisel ağırlıklı beslenmeye daha uygun olduğu; sürekli ve yoğun et tüketiminin ise sindirim sistemini zorlayabildiği güncel bilimsel çalışmalarla giderek daha fazla vurgulanmaktadır.
Özellikle sucuk, salam, sosis ve pastırma gibi işlenmiş et ürünleri; yüksek tuz, doymuş yağ ve katkı maddeleri içermeleri nedeniyle taze kırmızı ete kıyasla çok daha fazla sağlık riski taşımakta ve düzenli tüketimleri kalın bağırsak kanseri başta olmak üzere bazı sindirim sistemi hastalıklarıyla ilişkilendirilmektedir. Oysa protein ihtiyacını karşılamak için kırmızı et tek seçenek değildir. Kuru baklagiller, peynir, yoğurt ve yumurta gibi besinler hem kaliteli protein sağlar hem de beslenmede çeşitliliği artırır. Özellikle mercimek, nohut ve kuru fasulye gibi kuru baklagillerin bulgur, pirinç veya tam buğday ekmeği gibi tahıllarla birlikte tüketilmesi, yani baklagil–tahıl birleşimi yemeklerin tercih edilmesi, vücudun ihtiyaç duyduğu temel aminoasitleri tamamlayarak kaliteli protein oluşumunu sağlar ve et tüketimine güçlü bir alternatif sunar. Bunun yanında beyaz et ve balık da sağlıklı beslenmenin önemli bileşenlerindendir. Tavuk ve hindi eti kırmızı ete kıyasla daha düşük doymuş yağ içerirken yüksek biyolojik değerli protein sağlar, balık ise protein içeriğinin yanı sıra omega-3 yağ asitleri, D vitamini ve iyot açısından zengin olup kalp-damar sağlığını destekler ve haftada en az iki porsiyon tüketilmesi önerilir. Ayrıca günümüzün daha hareketsiz ve masa başı ağırlıklı yaşam tarzı düşünüldüğünde, yüksek miktarda et ve yağ içeren beslenme modelinin modern yaşamla da çok uyumlu olmadığı, enerji fazlalığına ve sindirim sorunlarına yol açabildiği göz ardı edilmemelidir.
Kırmızı et, doğru miktar ve sıklıkta tüketildiğinde beslenmede yer alabilecek değerli bir besin olsa da her gün ve yüksek porsiyonlarda, özellikle işlenmiş et ürünleri şeklinde tüketilmesi ne zorunlu ne de sağlıklıdır. Önemli olan kırmızı eti merkeze alan bir anlayıştan uzaklaşıp, bağırsak sağlığını destekleyen, baklagiller, süt ürünleri, yumurta, beyaz et, balık ve tahıllarla zenginleştirilmiş dengeli bir beslenme düzeni oluşturmaktır.